Günümüzde dostluk yitirilmeye yüz tutan bir kavramdır diyebiliriz. Artan bireyselleşme beraberinde menfaat ilişkilerinin de her şeyin üzerinde tutulmasını getirdi. Aklı başında insanların elinde de ya oldukça sınırlı bir çevre ya da yalnızlık kaldı.
İnsanın doğası gereği sosyal olması gerekir. Ancak dostluğa sadece bir ihtiyaç olarak bakarsak onun değerini azaltmış olmaz mıyız? Faydası olmakla birlikte, bir dostluk için insan mutsuzluğu ve sorunları da göze almalı. Dostluk, beraberinde sorumluluk da getirir. Konuştuğunuz kadar dinlemek, sevindiğiniz kadar üzülmek, eğlendiğiniz kadar sıkılmak… Bütün bunları göze almak gerekir. Kurulan dostlukların sayısının, süresinin veya niteliğinin az olmasının altında yatan en önemli sebeplerden biri budur. Çünkü iyi bir dostluk, iyi bir insan olmayı gerektirir. İyi bir insan olmanın yolu da erdemden geçer. Burada
-bugünlerde okuduğum Robespierre biyografisinin de etkisiyle- erdem kelimesini uzun uzun konuşmayacağım elbette. Sadece hayatımızın merkezine koyacağımız kadar önemli bir kavram olduğunu söyleyerek devam edeceğim.
Kendimden örnek vermem gerekirse, iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Bana dostum diyen var mıdır bilmiyorum ama benim diyebildiğim iki kişi var: Ömer ve Kağan. Biri liseden diğeri pandemi sürecinde online olarak tanıdığım iki dostum. Eğlendiğim, tavsiyelerini aldığım, dertleştiğim, ortak sevinç ve kaygılarımın olduğu ve hayatımdan çıksa eksikliğini hissedeceğim insanlar. Dostluğun en önemli yanı bu: bir süre sonra iki ayrı insan olmaktan çıkmak. Bunu derken kişilik kaybından veya taklitten bahsetmiyorum. Dostunu o kadar iyi tanırsın ve anlaşırsın ki kişisel farklılıklar göze görünmez. Benzer şeyler hissetmeye başlarsın. Cicero’nun dediği gibi “…dostu, kişinin öteki kendisi gibidir.”1 Montaigne, erken kaybettiği dostu La Boétie’den bahsettiği Dostluk Üzerine isimli denemesinde şunları söyler: “Benim sözünü ettiğim dostlukta, ruhlar birbirine öylesine evrensel bir şekilde karışır ve kaynaşır ki, bunları birbirine bitiştiren sınırlar ortadan kalkar ve bir daha görünmez.”2 La Boétie’nin ölümünün ardından hissettiklerini şu sözlerle anlatır: “Her şeyde ikinin birisi olmaya o kadar alışmıştım ki, şimdi kendimi yarımdan fazla bulmuyorum.”3
Bize dönecek olursak… Yukarıda bahsettiklerime ek olarak benzer yaş grubu, benzer sosyoekonomik durum, benzer eğitim durumu, benzer tecrübeler… Bütün bunlar hepimizi bir kılan şeyler aslında. Peki bu açıdan bakarsak, bu kadar yalnız olmamız garip değil mi? Belki milyonlardan bahsedemesek bile, on binlerce kişi olduğumuz kesin.
Ülkenin durumuna üzülen, bir şeyler yapmak isteyen, kendini geliştirmek için çaba gösteren erdemli insanların yalnız hissetmesi onları yoran ve bir yerden sonra vazgeçmelerine sebep olan bir durum. Bu umutsuzluk veya vazgeçme hali ya bir boşverme haline ya da daha radikalleşme eğilimleri sergilenmesine neden oluyor ve en sonunda kendi ideolojimiz içerisinde olan insanlarda bile derin düşünce değişikliklerini gözlemliyoruz. Peki ne yapabiliriz?
İlk olarak, dostluk kavramını canlandırmamız gerekiyor. Bunu da bir araya gelerek yapabiliriz. Bu konuda yol almamızı sağlayacak ilk husus kişisel ego ve çıkarlarımızdan arınmak olacaktır. Türkiye’de insanlar kaç kişi olursa olsun bir araya geldiklerinde “düşünsel tahakküm”4 kurmak istedikleri için öncelikle bu lanetten kurtulmamız gerekiyor. Makul bir zeminde olduktan sonra hepimizin düşüncesi değerlidir.
İkinci olarak, yan yana gelebilmemiz gerekiyor. İster eğlence ister entelektüel faaliyet olsun; beraber yaşamayı, birbirimize değer vermeyi ve her insanın ayrı bir değeri olduğunu öğrenebilmemiz gerekiyor.
Üçüncü olarak, dostluğu ilerletecek etkenlerden biri de entelektüel faaliyettir. Tarihten kopya çekmek gibi olmasın ama okuma kulüpleri kurmamız gerekiyor. Kendimizi geliştirmemiz, beraber konuşabilmemiz, ortak noktalarda uzlaşabilmemiz, uzlaşamadığımız noktalarda da usulünce tartışabilmemiz gerekiyor.
Kısacası birbirimizi kırıp dökmeden aynı yolda beraberce yürümeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde yolumuza devam edecek gücü bulabiliriz.
Burada anlatmaya çalıştığım şey zorlama bir ilişki ağı değil; çünkü dostluk her şeyden önce yapmacıklık istemeyen duygusal bir bağdır ve her birimizin ayrı insanlar olduğunun kabulünü gerektirir.5 Vurgulamak istediğim nokta insanları hayatımızdan çıkarmaya yönelmemek, kendimizi yalnızlığa zorlamamak ve çevremizi olabildiğince genişletmektir. Neticede hepimizin ortak bir hedefi var, öyleyse kişisel dostluğumuzu kamusal alana taşımamız gerekiyor. Bunu da faydadan ziyade aidiyet odaklı ilişkiler kurarak yapabiliriz.
Bunu yaparken bu çürük sistemin bizi bozmasına izin vermemeliyiz. Kişisel çıkarlar ve hırsları bir kenara bırakmalıyız. İyi ve erdemli olmak önceliğimiz olmalı. Cicero’nun dediği gibi “Dostluk doğa tarafından kusurların yoldaşı olsun diye değil, erdemlerin yardımcısı olsun diye bahşedildi, zira erdem tek başına en yüce amacına ulaşamazdı, başka bir erdemle bağ kurup birleşerek ulaşabilirdi. Böyle bir birlikteliğe sahip, böyle bir birliktelik kurmuş veya kuracak birileri varsa, onların yoldaşlığını doğanın en yüce iyiliği bağlamında, en iyi ve en kutlu yoldaşlık saymalıyız.”6
Dostlarım
Yazının son kısmını kendi arkadaş ve dostlarıma ayırmak istedim. Çevrem her ne kadar kısıtlı da olsa, bugüne kadar hayatımdan önemli sayıda insan geçti. Kimiyle hâlâ beraberiz ama birçoğuyla yollarımız çeşitli sebeplerden ayrıldı. Bazıları yan yana durmayı artık ilkelerimin elvermediği kişilerdi. Bunlar için pişman değilim. Ancak şimdiki gibi düşünüyor olsam bu kadar sert bir şekilde ilişkimi kesmeyeceklerim de var. Zannetmiyorum ama olur da bu yazıyı okursanız kalbimde hâlâ size ayrılan bir yer olduğunu, anılarımızı hâlâ tebessümle hatırladığımı bilmenizi isterim.
Şu an hayatımda olan dostlarıma da teşekkür etmek istiyorum. Bazılarıyla her fırsatta görüşüyorum, bazılarıyla artık nadiren bir araya geliyoruz. Ne kadar vakit geçirirsek geçirelim, ne yaparsak yapalım ve nerede olursak olalım benim için çok değerlisiniz ve hayatımda hepimizden bir parça elbet vardır.
Normalde duygularımı pek söyleyemem, bazen en basit cümlelerden bile kaçarım. Ancak bu yazı vesilesiyle her birinizi sevdiğimi ve hayatımda önemli bir yer tuttuğunuzu belirtmek istiyorum.
- Cicero, Dostluk Üzerine, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev.: C. Cengiz Çevik, 4. Basım, Ocak 2020, İstanbul, s. 31. ↩︎
- Montaigne, Denemeler, Cilt 1, Cem Yayınevi, Çev.: Hüsen Portakal, 2. Basım, Haziran 2008, s. 268. ↩︎
- Montaigne, a.g.e., s. 275. ↩︎
- Bu konuda La Boétie hakkında yazdığım iki yazıya bakabilirsiniz. ↩︎
- Sandra M. Lynch, Dostluk Üzerine, Ayrıntı Yayınları, Çev.: Fermâ Lekesizalın, 2. Basım, 2013, İstanbul, s. 12-14. ↩︎
- Cicero, a.g.e., s. 32. ↩︎

Yorum bırakın