Babamız

İnsanların olduğu gibi bazı devletlerin de arkasında bir babanın olması gerekir. Devlet kurulurken çekilen zorluğu, verilen emeği ve ortaya çıkan sonucu şahsında somutlaştıran bir baba. Tıpkı bir çocuk yetiştirir gibi, bazen yeni şeyler öğretmek, bazen çocuğun tepkilerini sineye çekmek, bazen uyarmak, ama hep destek olmak ve çocuğunun seni hiç unutmamasını istemek.

Ülkemiz de, tıpkı insanları gibi, Atatürk’ün elinde bir çocuk misali doğdu, emekledi, yürüdü, koştu. Kendine gelen güveni, kim olduğunun farkına varmasıyla, kimin çocuğu olduğunun güveniyle perçinlendi. Babası, maziden güç almıştı; çocuk da babasının ona öğrettiği mazisinden. Atası gibi Türktü çocuk.

Çocuk, babasının elinde büyüdü. Büyüdükçe başka çocuklar yetiştirdi. Yetişen bu çocuklar babalarının emeğini boşa çıkarmamak ve yüceltmek için çalıştı. Şehirlerden köylere, uzanmadığı el, dokunmadığı hayat kalmadı. Uzandıkça, dokundukça büyüdü, yüceldi.

Çocuk, babasının hikayeleriyle büyüdü. Babasının nasıl büyük adam olduğunu kavradı. Giriştiği her işte “O nasıl düşünürdü?” dedi, onayını almaya çalıştı. Belki geçmişin bir yüküydü bu insanın zihnini kurcalayan. Ama çocuk bu yükü omuzladı. Yükü, gücü oldu. Durmadan yürüdü.

Yolu kolay değildi ama babası daha zor yollardan geçmişti. Küçümsendi, yok sayıldı, tutuklandı, öldürüldü ama çocuk yılmadı. Yeni çocuklar yetiştirmekten yorulmadı, çocuklar da yükü sırtlamaktan bıkmadı.

Her 10 Kasım’da babasını kaybeden çocuğa dönüyoruz. Babamız üzülmemizi istemezdi diyerek güç buluyoruz. Herkese nasip olmayan, büyük bir babamız var. Ne kadar gururlansak azdır.

Zaman yas zamanı değil, babamızın yorgunluktan diz çökmüş çocuklarını ayağa kaldırma zamanıdır.

Ruhun şad olsun babamız, büyük Atatürk.



Yorum bırakın