Millî Mücadele’de Yunan Mezâlimi

Giriş

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızın 103. yıldönümü. Öncelikle bize bu zaferi kazandıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm komutanlarımızı ve askerlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. 

Her geçen sene zaferimizi daha coşkuyla kutlayacağız. Ancak zaferimizin sadece savaş alanlarından ibaret görülmesinin sıkıntılarına karşı Yunanlıların Millî Mücadele sırasında yaptığı katliamı özet bir şekilde de olsa sizlere aktarmak istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde değerli komutanlarımız ve askerlerimiz cephede Türklerin ölüm-kalım savaşını verirken benzer bir savaşı işgal altındaki Türkler vermişlerdir. Bu savaş anlatılmadan ve hafızalarda yer etmeden zaferimizin kıymeti tam olarak anlaşılamaz diye düşünüyorum. O kadar fazla olay var ki, hepsini aktarmak çok güç. Ancak yararlandığım kaynaklardan daha fazlasına ulaşabilirsiniz. 

İzmir

İzmir’de daha işgal başlamadan Kızılhaç hastaneleri açılmaya başlanmıştı ancak bu hastanelere silah ve subaylar taşınıyordu.1 15 Mayıs’ta İzmir işgal edildiğinde İzmir Metropoliti Chrysostomos (Hrisostomos) “ne kadar Türk kanı dökülürse o kadar sevap olacağını” belirttiği Türk karşıtı bir konuşma yapmıştır.2

İzmir Rüsumat Baş Müdürü Agâh Bey’in aktardığına göre İzmir’in işgal edildiği gün Müslümanların elindeki silahlar toplanmış, Türkleri “Zito Venizelos” diye bağırmaya zorlamışlar ve sürekli dipçik ve süngü ile yaralamışlardır.3 “İzmir’in Kokoryalı, Göztepe, Ispartalı, Karantina… cihetlerinde meskûn olan Müslüman evlerine Yunan asâkiri (askerleri) tarafından gündüz vuku bulan tecâvüzat neticesinde tecâvüze düçar olan evlerden bulabildikleri ne kadar zî-kıymet eşya ve nukut vesaire var ise hepsi müsellehen zabt daha doğrusu sirkat olunduğu gibi o esnada mahruzat-ı İslamiyenin ırzına taarruz ve bakire kızların pak-ı ismetleri hetk olunmuştur.”4 Osmanlı polislerini gördüğünü söyleyen Agâh Bey, üzerlerinde “toplu iğne bile mevcut değildir”5 diyerek silahsız olduklarını söyledikten sonra “Dört beş yüz kişinin katlini ecnebilerden haber aldık.”6 diyerek Yunanlıların katliamının daha işgal günü başladığını aktarmıştır.

İzmir heyet-i tahkikiye azasından Kaimmakam Arif Bey’in aktardığı bir başka olay: “Harbiye Nezareti Şimendüfer Şubesi Müdürü olup muvakkaten İzmir’e gelmiş olan istihkâm kaimmakamı Cemil Bey dipçik ile başından iki mahallinden ve kurşun ile bacağından… cerh edilerek (yaralanarak) yere serildi. Mumaileyhin (adı geçenin) artık yürümeye mecali kalmadığından hastaneye naklini veyahut büsbütün öldürülerek şu işkenceye olsun bir nihayet verilmesini Türkçe bilir bir Yunan zâbitinden istirham ettiği halde ‘Türk için hastane yok’ cevabı ile yine ayağa kaldırılmış ve iki süngü daha vurulup yere serilmişti.” Daha sonra bir İtalyan’ın Cemil Bey’i kurtardığını, İtalyan zırhlısı kumandanı Mösyö Arturut’un onu hastaneye gönderttiğini ancak yanlışlıkla Yunan hastanesine yatırıldığını, burada kendisini iyileştirmekten ziyade işkence ile hayatına kastedildiğini, ardından Mösyö Arturut’un Cemil Bey’i başka hastaneye sevk ettirerek hayatını kurtardığını aktarmıştır. Yaraları Cemil Bey’den daha hafif olmasına rağmen Kolordu Ahz-ı Reisi Erkân-ı Harbiye miralaylarından Süleyman Fethi ve Kolordu Sıhhiye Reisi Kaimmakam Şükrü Beyler, İzmir Yunan Hastanesi’ne nakledildikten sonra şehit olmuşlardır ve rapora göre “Bu iki şehit-i mağfur gibi sûret-i şahadetleri meçhul kalacak daha otuz kadar zâbit, yüzlerce efrâd ve binlerce ahâli vardır.”7 Yani Yunanlılar sadece savaş meydanlarında veya Türk köylerinde değil, hastanelerde dahi insanlık suçunu işlemekten ve Türkleri katletmekten geri durmamışlardır.

İlk kurşun olayının ardından Yunan askerleri kışlayı çevreleyip ateş açmışlar, daha sonra subaylara tokat ve dipçikle saldırıp hakaret etmişler, üzerlerindeki eşyaları gasp etmişlerdir. Buradaki askerlerin sevki sırasında hem Yunan askerleri hem yerli Rum ahali tarafından ateş açılmış, yürüyüş sırasında otuzdan fazla şehit ve altmıştan fazla yaralı verilmiştir.8 Kışla olayından sonra Yunanlılar Türk mahallelerine saldırmışlar ve dükkanları yağmalamışlardır. “Sayıları belli olmamakla beraber, yakın köyler dâhil, İzmir’de öldürülenler iki bini geçiyordu. Kordon boyu ve kışla ve hükûmet önü cesetlerle dolu idi. Öldürülenlerden birçoğu, ayaklarına ve boyunlarına demir takılmak suretiyle Yunanlılar tarafından denize atılmıştı.”9 Sonraki günlerde tutuklananların sayısı da 2500’ü bulmuştur.10

17 Haziran’da Menemen’de katliam yapan Yunanlılar, “Zenginlerin evlerini bastılar. Mallarını yağma ettiler. Çocukları süngülerle parçaladılar. Ertesi gün Yunan efrâdı ve yerli Rumlar, hükümet önünde çarşıda ve mahalleler arasında silah atarak birçok İslamları imha eylediler.”11 Yine bu kitaba göre Menemen’de 300, çevresinde 700 Türk şehit edilmiştir.12 

Bergama’da da aynı kötülükleri yapan Yunan askerleri “Bergama eşrafından Yeşilzade Halil Ağa ve Yenicami İmamı Hafız Halit Efendi’nin altmış beş yetmiş yaşlarında bulunan validelerine askerler tarafından cebren fiil-i şeniîde bulunulmuş ve Halit Efendi’nin validesi üç mahallinden cerh edilmiştir. Yeşilzade Halil Ağa’nın on-on iki yaşlarında bulunan beslemesini cebren namusunu hetk etmek sûretiyle şehit etmişlerdir.13 Yine buradaki bazı köyleri ve çiftlikleri yakıp evleri yağma etmişlerdir.14

Aydın

27 Mayıs 1919’da Aydın’ı işgal eden Yunan birlikleri, Kuvâ-yı Milliye birlikleri tarafından 30 Haziran’da şehirden uzaklaştırılmışlardır. 28-29 Haziran’da şehirde hem Yunan askerleri hem yerli Rumlar tarafından katliam yapılmış, evler yakılmış, kaçmak isteyenlere ateş açılmıştır. Bu süre içerisinde Aydın’da yakılan ev ve eşyaların kıymeti yaklaşık 10 milyon liradır. Bir hafta içerisinde de yaklaşık 4000 Müslüman şehit olmuştur.15 İstanbul’daki İtalyan Askeri Ataşesi Albay Umberto Vitale’ye göre Yunanlılar Aydın’dan ayrılmadan önce üç bin Müslümanı katletmiş ve gizlemek için Türk mahallelerini yakmışlardır.16 Bu yangınla şehrin yarısı yanmıştır.17 Türklerin yangını söndürememeleri için Türk mahallelerinin suları bir iki gün önce kesilmiştir. Ayrıca şehrin çeşitli yerlerine tenekelerle gaz konulmuştur.18

4 Haziran 1919’da Nazilli’yi işgal eden Yunanlılar 20 Haziran’da buradan çekilmişlerdir. Bu sürede evleri silah arama bahanesiyle basıp yağmalamışlar, kadınlara tecavüz etmişlerdir. Geri çekilirken yanlarına aldıkları Türk rehineleri öldürmüşler, yolda 100 kadar Türk’ü şehit etmişler ve civardaki köyleri yağmalamışlardır. Nazilli Kaymakamı Hüseyin Bey’in aktardığına göre 200’e yakın Müslüman şehit edilmiştir.19

“Aydın Mutasarrıflığı’nın yaptığı tahkikata göre: Yunanlılar, 3300 haneli Yukarı Nazilli’yi tamamen yakmışlardır. Yalnız on Hıristiyan evi ile şehir kenarındaki 40 hane yangından kurtulmuştur. Aşağı Nazilli’de de 1200 evi yakmışlardır. 100 kadar ev yangından kurtulmuştur. 1 askerî depo, Belediye binası, 5 cami, 4 okul, 3 medrese yanmıştır. Kuyulardan enkaz altından bağ ve bahçelerden cesetler çıkmıştır. Yunanlılar, burada 500 Türk’ü öldürmüşlerdir.”20 Ayrıca 3000 haneli Atça nahiyesi de neredeyse tamamen yakılmış, tespit edildiği kadarıyla 40 Türk öldürülmüştür.21 Dâhiliye Vekâleti’nin 19 Ekim 1922 tarihli tezkiresinde Nazilli Kazası’nda 6838 evin Yunanlılar tarafından yakıldığı belirtilmiştir.22 Söke’de de benzer olaylar yaşanmış, bir tezkirede Söke Kazası’nda 1148 hanenin yakıldığı belirtilmiştir.23

Manisa

Manisa 25 Mayıs 1919’da işgal edilmiştir. Yunanlıların Manisa’yı işgal edeceği haberi gelince Rumlar tarafından Türk köylerinin hayvanları ve 100 bin kiloya yakın zehairi (zahireler, erzaklar) gasp ve yağma edilmiştir.24 Burada da Türklerin silahlarına el konulmuş, “…bütün Müslümanların üzerleri bi’t-taharrî tırnak çakısına kadar ne bulunduysa kâmilen zapt”25 olunmuş, katliama devam edilmiştir. Örneğin “Debbağ Hacı Ahmet Efendi’nin evinde karnı deşilmek ve çocuğu dışarı çıkarılmak suretiyle parça parça edilmiş bir hamile kadın cesedi bulunmuştur.”26 Diğer bir olay şöyle anlatılıyor: “Cenazelerden birisi Yenişehirli Uncu Mahmut Bey olup kendisi tahminen elli yaşlarında bir zattır, cenazenin muayenesinde burnunun ve kulaklarının kesildiği ve gözünün süngü ile saplandığı, karnının derisi yüzüldüğü ve bu işkencelerin kendisine hal-i hayatında yapıldığı anlaşılmıştır.”27

Manisa Kazası hakkında 28 Temmuz 1919’da hazırlanan raporda 2.819.668 kuruş değerinde eşyanın gasp edildiği, 12’si kadın 43 kişinin şehit edildiği, biri kadın 8 kişinin yaralandığı, 209 kişi ve 3 köyün ahalisinin darp edildiği, 11 kadının tecavüze uğradığı; 7 köy, 30 hane, 79 bağ, bahçe ve tarla, 3 cami ve kabristanın yağma ve tahribe uğradığı belirtilmiştir.28 

Benzer durum Turgutlu Kazası’nda da söz konusudur. 25 Ağustos 1919 tarihli rapora göre gasp edilen eşya değeri 9.458.150 kuruştur. 14 kişi şehit edilmiş, 10 kişi yaralanmış, 215 kişi darp edilmiş ve 32 kadın tecavüze uğramıştır.29

Sevr Antlaşması’ndan sonra Türk okullarına haftada üç gün Yunanca dersleri konmuş ve bu derslerde Yunan subaylar öğretmenlik yapmışlardır.30 Yani sadece katliam yoktur, aynı zamanda geride kalan Türklerin asimilasyonuna yönelik faaliyetler de söz konusudur.

Yunanlıların 6 Eylül 1922’de şehirde on ayrı yerden yangın başlatmaları üzerine Manisalıların dağlara kaçmaktan başka çareleri kalmamıştır. İki gün iki gece dağlarda kalıp çaresizce şehirlerinin yanışını izlemişlerdir.31 Bu yangının sonucunda 10.730 ev, 13 cami, 12 hamam, 2.728 dükkan, 19 han, 3 fabrika, 5 çiftlik ve 1.740 köy yanmış; 3.500 kişi yakılarak, 855 kişi kurşunla öldürülmüş ve 167 kişi de yaralanmıştır.32 Manisa yangınının zararı 50 milyon liranın üzerindedir.33 

Manisa’nın ne kadar yandığını merak eden Falih Rıfkı’ya bir Manisalı “Taş üstünde taş yok!” diyerek cevap vermiştir.34 Gittikleri evin sahibi evinin bahçesindeki durumu şöyle anlatmıştır: “İki erkek naaşı vardı, kim olduklarını tanıyamadım. Şuracıkta, havuzun kenarında bir gebe kadının karnını yarmışlar, yedi sekiz aylık çocuğunu çıkarmışlar, bir avuç kadar yavruda bile süngü yarası olduğunu gözümle gördüm.”35

Turgutlu’da (Kasaba) 6.328 evden yalnızca 201’i, başka bir kaynağa göre de 5.760 evden 758’i kurtulabilmiştir.36 Kasaba’ya giden Falih Rıfkı’ya bilgi veren Binbaşı Ahmet Hamdi Bey eskiden buranın 20.000 nüfusu olduğunu, şimdi ise 8.000 kişinin olduğunu söylemiştir.37 Şehitlerin sayısı ise belli değildir, Falih Rıfkı’ya kaymakam şöyle demiştir: “Şimdiye kadar enkaz altından yüzden fazla naaş çıkardık. Kim bilir daha ne kadar var? Hele yollarda ölmüş olanları hiç bilmiyoruz.”38

Salihli’de 3.000’e yakın ev ve 500’e yakın dükkanın yandığını Falih Rıfkı aktarmıştır.39 Alaşehir de yakılmış ve 5 Eylül 1922’de tamamen yanmış olarak kurtarılmıştır.40 Falih Rıfkı’nın aktardığına göre “Alaşehir bir toz halindedir ve hiçbir kasaba, Alaşehir kadar öldürülmemiştir, manzarasının öyle bir boşluğu var ki insana bir asırdan beri bu yola kimse uğramamış gibi geliyor, bu harabe, kadim harabeler gibi, kokusuz ve kurudur.”41 Buradaki bir ihtiyar yaşananları şöyle aktarmıştır: “Eylül dörtte kasabaya on yerden ateş koydular. Arkasından bir de sert rüzgâr çıktı. İşte böyle kül olduk. On bin nüfusumuz vardı, şimdi beş bin kaldık, üç binden fazla kadın çocuk dağda bayırda açık yatıyor.”42 Falih Rıfkı, Alaşehir’in 4.500 evli mamur bir kasaba olduğunu, Yunanlılar ve yerli Rumların Alaşehir yangınında süngü ile 600 kişiyi öldürdüklerini ve şimdiye kadar bulunan yanmış cesetlerin 200’ü geçtiğini söylemiştir.43

Bursa

Bursa 8 Temmuz 1920 ve 11 Eylül 1922 tarihleri arasında Yunan işgali altında kalmıştır. Bu süre zarfında Rum ve Ermeni çetelerin silahsız bırakılan Türklere karşı oldukça fazla saldırıları olmuştur. Hem işgal sırasında hem de geri çekilirlerken katliam yapmışlar ve her yeri yakmışlardır.

Yunan ordusunun 11 Eylül 1922’de kaçarken Bursa’da yaptıkları katliamdan bir örnek:

“Bade Mashara Hasan karyesine (köyüne) gidilmiş, 80 haneden ibaret olan bu karyede yalnız iki hane ateşten kurtulup mütebakisi (geri kalanı) tamamen muhterik (yanmış) olduğu görülerek … 11 Eylül 38 (1922) öğleden sonra karyeye gelen piyade kıtaatı tarafından muhtelif cihetlerden karye ateşlendiği ve karye etrafı asker tarafından ihata edilip (sarılıp) ateşten kurtulmak için köy haricine kaçmak isteyen ahâliden… 28 erkek ve 12 kadın süngü ve kurşun ve bomba ile şehid edildiği… kadınlardan Emr (Amr) zevcesi Zeyni ve Hacı Mehmet zevcesi Lütfiye’nin karınları süngü ile boydan boya yarılmak sûretiyle şehit edildiği…”44

Yaşanan korkunç olayların bir diğeri Alişar karyesinden:

“8 Eylül 38 (1922) Cuma akşamından itibaren 11 Eylül 38 Pazartesi gününe kadar muhtelif zamanlarda ayrı ayrı Çerkes, Rum ve Ermenilerden mürekkep üç çete gelerek evvela birtakım işkence ile ahâlinin nükud-u mevcudesi (paraları) ahz ve gasp edildikten sonra… kadınların toplandıkları haneye bi’d-duhul evvela on beş yaşında Ali kızı bakire Emine’nin ırzına tecavüz etmek isteyerek kadının mukavemet ve müdafaa-i şedîdesi üzerine kendisini domdom kurşunu ile sağ elinden ve kasatura ile de sağ yüzünden cerh eyledikleri (yaraladıkları) ve fiil-i şeniyenin ikaına (yapılmasına) muvaffak olamayan bu askerlerin müteakiben Emine’nin kardeşi on bir yaşında Huriye’yi yakalayıp biri bikrini izâle ettikten (ırzına geçtikten) sonra diğer dört kişi de müteakiben fiil-i mezmumi ika ettikleri (kötü işi yaptıkları) bi’l muayene ve kanlı çamaşır ve donunun müşahedesiyle anlaşılmış…”45

Heyet 14 Eylül’de Ahmedbey köyüne gittiklerinde köyün halen yandığını görmüşlerdir.46

Söğütpınar köyünde yaşananlar:

“…karyeye gelen Çerkez ve Ermeni ve Rumlardan mürekkep süvari bir çete ahâliyi etraftan toplayarak karye camine cem ve nukut-ı mevcudelerine ahz ve gasp ettikten sonra… bir müfreze-i askeriye gelerek köyün dört tarafından ateşledikleri ve müteakiben ahâlinin toplu bulunduğu cami-i şerife giderek toplu bulunan ve iki yaşından itibaren yetmiş yaşına kadar olan çoluk, çocuk, erkek, kadın ahâliyi süngü ve kurşun ve istimal edilen bombalarla katl ve ifna (yok etme) ve cerh (yaralama) ve kiminin de bıçakla boyunlarından kesilmek sûretiyle hayatlarına hatme çekilmiştir.47

Karacabey kasabasının 4.000 haneli ve 20.000 nüfuslu olduğu ve Yunanların katliamından sonra “Nereye baksanız bir kerpiç yığınları, yıkık siyah duvarlar… Ne tarafa çıksanız yangın ve ceset kokuları…” olduğunu belirtmişlerdir.48

28 Kasım 1920 tarihli bir belgede Yenişehir ve İnegöl kasabalarının Yunanlılar tarafından işgal edilmesinden cesaret alan Rumların Ermeniler ile birlikte Bursa’nın Pamucak, Derbend, Susurluk ve çevredeki köylerinden bir milyona yakın hayvan ve pek çok eşya yağmaladıkları kaydedilmiştir.49

Bir buçuk yaşındaki çocuğu annesinin gözü önünde yere fırlatıp süngüyle paramparça etmeleri ve daha sonra çocuğun annesine tecavüz etmeleri;50 dokuz yaşındaki çocuğa dört kişi birden tecavüz etmeleri,51 sanıyorum ki tarihin gördüğü en vahşi katliamlardan birinin Türklere yönelik olarak Yunanlar tarafından işlendiğini bizlere göstermiştir. 

İzmit ve Yalova

Burada da Türkler savunmasız bırakılmak istenmiştir. Öyle ki, Yalova kazasının işgalinden sonra bölgede yaşayanların silahları toplanmış, ekmek bıçaklarının bile uçları kırılarak tamamen silahsız bırakılmışlardır.52 Bölgenin en zengin kasabalarından olan Karamürsel’in 45 köyünden 15’i tamamen yakılmıştır.53 “Emrindeki iki askeriyle tecavüzleri önlemeye çalışan Fransız Yüzbaşı Delor gördüklerine dayanamayarak ağlarken İngiliz temsilcisi alaylı bir tavırla seyretmeyi yeğlemiş, hatta Delor’un İstanbul’daki Fransız makamlarına telefon etmesini engellemişti.”54 Yunan askerleri “Küçük Aşağı Köyü’nden …köylülerin bazılarını ayaklarından astırarak tütsü ile boğdurmuş, diğerlerini de çuvalların içine koyarak işkence etmiştir.”55

5 Nisan 1921 tarihli bir belgede Yalova ve Orhangazi çevresindeki dört kazada 130 köyün yakıldığı ve ahâlinin büyük kısmının katledildiği belirtilmiştir.56 27 Nisan 1921 tarihli bir belgede Yunanlıların Çeltikçi ve Gedelek köylerini sarıp ahaliyi kaçmak zorunda bıraktıkları, kaçamayan 20 kişi ve Gedelek köyü ahalisinin yarısının el ve ayaklarını kestiklerini ve gözlerini çıkardıklarını, tecavüz ettiklerini yazmaktadır.57 15 Mayıs 1921 tarihli bir başka belgede ise çoğunlukla hamile ve çocuklu kadınlardan oluşan 1100 kişinin etrafı sarılarak “mitralyöz ateşiyle katl ve imhâ eyledikleri” ve bunlardan sadece bir kişinin kurtulduğu yazmaktadır.58

12 Mayıs 1921’de bölgeye gönderilen Birinci Araştırma Heyeti’nin (Fransız, İngiliz, İtalyan temsilcileri ile Uluslararası Kızılhaç Temsilcisi Maurice Gehri) raporuna göre Türk köylerinin yakılması ve Müslüman halkın yok edilmesi için sistemli bir plan vardır. Bu plan, anlaşılan Yunanlıların verdikleri talimatla ve bazen düzenli askeri birliklerin yardımıyla, Yunan ve Ermeni çeteleri tarafından uygulanmaktadır.”59

Bölgeye gönderilen ikinci heyetin içerisinde olan Arnold Toynbee de bölgedeki vahşete şahit olduğunu şu sözlerle anlatmıştır: “Keza karım ve ben, sözünü ettiğimiz bu tarafsız araştırmacıların raporlarında kapsamlı biçimde ifade ettikleri gibi Yalova, Gemlik ve İzmit bölgelerindeki Yunan vahşetine de bizzat şahit olduk. Yanmış ve yağmalanmış evler, henüz katledilmiş insanların cesetleri ve dehşete garkolmuş hayatta kalanlar biçiminde, olup bitenlere ilişkin bol miktarda maddi kanıtla karşılaşmakla kalmadık bir de sivil Rumların hırsızlıklarını ve üniformalı Yunan askerlerin kundakçılıklarını da -bu eylemlere girişirlerken- kendi gözlerimizle gördük. Mayıs ilâ Haziran 1921 tarihleri arasında Marmara havalisinde müşahede ettiğimiz türden vahşet hareketlerinin, Yunan işgali altında bulunan toprakların geri kalan kısımlarında da aynı tarihten itibaren geniş çapta başlamış olduğunu gösteren ikna edici deliller de elde ettik.”60

Gelen heyetin yaşanan zulme engel olmalarından Yunan askerlerinin hiç memnun olmadıklarını aktarmıştır. “Cinayetlerine engel olunduğu için çılgına dönmüşlerdi” diyen Toynbee, yaşlı ve çocukların bile tahliye edilmesine karşı çıktıklarını söylemiştir. Diğer taraftan Türkler o kadar korkmuşlardır ki “…takipçilerinin elinden kurtulduklarının dahi farkına varamamışlardı.”61 

Şehrin 28 Haziran 1921’de kurtarılmasının ardından Toynbee, Türklerin, Yunanlıların yaptıklarına misilleme oluşturacak eylemlerde bulunulmadığını ve şiddet uygulamadıklarını belirtmiştir.62 Ancak 29 Haziran 1921’de, provakasyon olmamasına rağmen Yunan askerlerinin İzmit körfezinin güney sahilini yaktıklarına şahit olduğunu aktarmıştır.63 Karaya çıktığında Karamürsel’de “tecavüze uğradıktan sonra dipçiklerle dövülen Hatice isimli yaşlı bir Türk kadını”nı gördüğünü yazmıştır.64

Toynbee’den son olarak bir pasaj daha aktarmak istiyorum:

“…Yunan ordusunun 1921 yılı Haziran sonlarına doğru kendi isteğiyle İzmit kasabasından çekilişinin öncesine denk gelen hadiseler hakkında bir şeyler söylemek zorunda olduğumu hissediyorum. Temmuz 1920 ilâ Haziran 1921 arasında devam eden İzmit’teki Yunan işgalinin sona erdiği yıl içinde yok etme savaşı öyle boyutlara ulaşmış ve mahalli Rum siviller işgalcilerle işbirliğinde kendilerini o kadar küçük düşürmüşlerdi ki, yerli Hıristiyan ahalinin tamamı askerlerle birlikte bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Tabiyatıyla kendilerini vahşi bir ruh haleti içinde hissediyorlardı. Kısa süren hakimiyetlerinin bedelini evlerini terk etmek zorunda kalarak ödemişlerdi. …Hırslarını hâlâ ellerinin altında bulunan Türk komşularından aldılar. İlk olarak İzmit’in doğusunda bulunan köyler boşaltıldı ve kağnıları olan Türk köylülerine, giden Hıristiyanların mallarını taşımaları emri verildi. Tahliye işleminin sona ermesinin üzerinden otuz beş saat geçtikten sonra İzmit’te karaya çıktığımızda, iskeleye dek uzanan sokaklar bu kağnıların enkazıyla dolup taşıyordu, deniz -etleri ve derilerinin daha uygun bir şekilde götürülebilmesi amacıyla- rıhtım üzerinde boğazlanmış olan öküzlerin sakatatlarıyla kaynıyordu. Hizmetleri karşılığında katledilen Türk kağnıcılarının ve bir ya da iki Türk kadınının cesetleri bu sakatat yığınları arasında yüzmekteydi. …Kasabanın merkezindeki Türk ve Yahudi mahalleleri ateşe verilmişbüyük baş hayvanlar ateşe verilen mahalleler içinde bağlı bırakılmış ve diri diri yakılmışlardı ve hâlâ dumanları tütmekte olan harabeler içerisinde, gördükleri işkence neticesi, yarı yarıya yakılmış olan kediler korkunç bir manzara yaratıyorlardı. …En büyük cami olan Pertev Mehmet Camisinin avlusunda ve hatta iç kısmında kesilen domuzlar öylece bırakılmıştı. …24 Haziran Cuma günü öğle üzeri saat bir sularında, şehrin denizden uzak, en yüksek kesimlerinde bulunan Bağçeşme ve Tepekhane isimli iki Türk mahallesinin erkek sakinleri mezarlığa götürülmüş ve burada gruplar halinde kurşunlanarak öldürülmüşlerdi. Bir sonraki Perşembe günü olan ayın yirmi dokuzunda mezarlardan iki tanesi açıldığında ben de oradaydım ve kendi adıma bu cesetlerin hem Müslümanlara ait olduğuna hem de ellerinin arkadan bağlanmış durumda bulunduğuna şahitlik edebilirdim. Bu mezarlar topluluğunda yaklaşık altmış ceset bulunduğu düşünülüyordu ve başka toplumezarlar da mevcuttu. Toplam üç yüzün üzerinde insan kayıptı…”65

İzmit’te 3087 ev, Karamürsel’de 1372 ev ve 7581 dükkan, Kandıra’da 692 ev yakılmış,66 İzmit’e gelen Kızılhaç temsilcisi İsviçreli Mösyö Maurice Gehri’ye göre 7400 Türk çeşitli işkencelerle öldürülmüş ve cesetlerin kulak, göz, burun ve parmakları kesilmiştir.67  

Mustafa Kemal Paşa 1 Mart 1922’deki meclis konuşmasında bölgedeki Yunan barbarlığından şöyle söz etmiştir: “Bilecik, Bozüyük, Söğüt, Yenişehir yangınlarını ve saymakla bitmeyen ırz tecavüzlerini ve katliamları Yunan kumandanlarının emriyle ve özel olarak teşkil olunan müfrezelerle yaptırdıkları, tahkikat neticesinde ortaya çıkmış ve teyit edilmiştir. …Büyük mağlubiyetten sonra kral ve prensler tarafından verilen emirlerle Yunan ordusu tekrar vahşet icraya başladı. Bugün bütün dünya, yakılan köylerimizi, tecavüze uğrayan kadın ve çocuklarımızı ziyaret edebilir. Yunan prensleriyle generalleri bilhassa ırza tecavüz ettirmekten zevk almaktadırlar.”68

Balıkesir

16 Eylül 1922’de Yunan birlikleri Bandırma’yı yakıp öyle boşaltmışlardır. “17 Eylül’de Bandırma’ya Türk ordusu girdiğinde ilçede çatışma devam etmekte, Rum ve Ermeniler Türkleri öldürmekteydi.”69 Bölge nüfusunun işgalden öncesi ve sonrası şu şekildedir: Balıkesir merkez işgalden önce 147.095, işgalden sonra 141.998; Bandırma işgalden önce 58.000, işgalden sonra 41.297; Edremit işgalden önce 43.265, işgalden sonra 33.549; Erdek işgalden önce 43.192 (nüfusun çoğunluğu Rum ve Yunanlılarla birlikte kaçmışlardır), işgalden sonra 11.936; Burhaniye işgalden önce 23.200, işgalden sonra 22.769.70 Yunan askerlerinin Bandırma’nın onda dokuzunu ve köylerinden sekizini yaktığı belirtilmiştir.71

Çanakkale

Çanakkale’de de Yunan kuvvetleri caniliklerini göstermiş, köyleri basıp eşyaları gasp etmişler, 5 yaşında bir çocuğu öldürüp 13 yaşında bir kıza tecavüz etmişlerdir.72 20 Eylül 1922 tarihli bir raporda Bayramiç’te “canavarca katledilerek mezkûr kuyulara atılmış” Müslümanların olduğu, toplam sayı bilinmemekle birlikte sadece Bayramiç’te katledilen insanların sayısının 300’e yakın olduğu; Ezine’deki yıkımın ise Bayramiç’ten on kat fazla olup katledilen Müslümanların “adedi akıllara hayret verecek derecede” olduğu belirtilmiştir.73 8 Ekim 1922 tarihli başka bir raporda Ezine ve Bayramiç’te kafaları kör bıçakla kesilip kuyuya atılan cesetlerin olduğu, bazılarının kimliklerinin belirlenebildiği aktarılmıştır.74

Sonuç

26 Ağustos 1922’de başlayan Türk taarruzu kısa sürede büyük sonuç vermiş ve Yunan askerleri kaçmaya başlamışlardır. Artık galibiyet umutları kalmadığından öncekinden daha vahşi bir şekilde Türkleri acımasızca katletmişler, köylerini ve tarlalarını yakmışlar, beşikteki çocuğa varana kadar öldürmüşlerdir. Bazı yerleşim yerleri tamamen kül haline gelmiştir. İnsanların uğradıkları can kayıplarının yanı sıra mal kayıpları da telafi edilemeyecek derecede olmuştur.

Türk milleti olarak hafızamızın pek düzgün işlemediği hepinizin malumudur. Özellikle sosyal medyada Yunan övücü ve zorla “kardeş komşular” imajının çizildiğini görmek bizi en hafif tabirle sinirlendiriyor. Dışişleri Bakanlığı’nın bile Yunanistan’ın kuruluşunu ve dolaylı yoldan Türk katliamını kutladığı bir ortamda Yunanlıların yaptığı katliamları, eziyetleri, tecavüzleri, işkenceleri, yangınları ve hırsızlıkları hatırlatmak tarihçi olarak borcumuzdur diye düşünüyorum. Dış devletler her gün başka bir iftirayla üzerimize gelirken, Türklerin Ermenilere, Yunanlara ve daha birçok millete katliam yaptığını haksız yere iddia ederlerken, içimizdekiler de türlü amaçlarla zaferimizin değerini küçültmeye çalışırlarken bizim hakikaten bize yapılanları unutmamamız gerekir. Amacımız çiğ bir düşmanlık aşılamak değildir, ancak Yunanlılar mağlubiyetlerinin acısını hâlâ unutmamış ve planlar yapmaktan vazgeçmemişken bizim ne zorlu günlerden geçtiğimizi, eğer zafer kazanamasaydık bir soykırım ile karşı karşıya kalacağımızı, Cumhuriyet’imizi koruma vazifemizi, korumazsak başımıza gelecek şeylerin Millî Mücadele sürecinde Yunanlılar tarafından bizlere yaşatıldığını unutmamamız gerekir.

Tarihin ders vermek gibi bir görevi vardır. Geçmiş olaylardan bugüne bazen çok az şey değişir, bazen de aynı şeyler tekrarlanır durur. Geldiğimiz noktada ulus devletin tartışıldığı, çok uluslu bir yapıya doğru adım adım gidildiği, envai çeşit ırktan ve renkten insanların Türkiye’mize zorlama vasıtalarla entegre edilmeye çalışıldığı, yüz sene öncesinin zararlı cemiyetlerinin yerini bugün onların muadilleri olan televizyon kanallarının, sosyal medya hesaplarının, dış ülke fonlarının aldığını görüyoruz ve yine hepsinin ortasında desteksiz, birbirinden başka kimsesi olmayan, propagandaya maruz kalan, bölünmek istenen, yağmalanan, evi, ormanı yanan, sokakta, pazarda, hastanede öldürülen ve yine suçlu görülen Türk milleti var. 

Osmanlı Devleti’nin yıkılışı da, Millî Mücadele de bizlere çok uzak olaylar değil. Bu nedenle tarihin ders vermek görevine değindim. Çünkü benzer şeyleri yaşamaktayız. Dağılışa giden yolda “Osmanlılık” vurgusunu bugün “Türkiyeli” ifadesinde görmekteyiz ve endişeliyiz. Ülkemiz ve milletimiz için endişeliyiz. Çünkü bir kez dağılınca neler olduğunu biliyoruz. Kimsenin bize acımayacağını, vatandaş denilenlerin bile birbirlerini nasıl boğazladıklarını biliyoruz. Bu yazıda neler olduğunu az da olsa aktardım. Bu yazıya ekleyemediğim Trakya’da, Karadeniz’de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Kütahya, Uşak ve Eskişehir’de de yaşanan yüzlerce olay var elbette, ancak yazıyı bir yerde sınırlandırmam gerekiyordu. Yazıya kendimden bir şey katmadım, haddim de değil. Çünkü yaşanan onca acının karşısında daha okumakta bile zorlanırken fazladan bir şey denilemiyor. Amacım yaşanan olayların nerelere vardığını bazı örneklerle sunmaktır.

Onca acının ve zorlukların arasında ölüm kalım savaşı verip Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde en sonunda zafer kazanarak bir güneş gibi doğan Türk milleti ve bölünmez vatanı Türkiye’miz, değerli Cumhuriyet’imiz, o ünlü fotoğrafta denildiği gibi, böyle kazanıldı. Onu korumak ve yaşatmak biz Türk gençlerinin görevidir. Bu görevi bırakmaya da hiç niyetimiz yok.

Yaşananlar bizi korkutmamalıdır. Sadece aklımızdan çıkarmamamız, okudukça zaferimizin ne kadar kıymetli olduğunu anlamamız, anlatmamız ve bir daha aynı duruma düşmemek için çok çalışmamız gerekiyor. Falih Rıfkı’nın dediği gibi: “Birçok kimseleri yeise düşüren bu haraplık, üç buçuk sene evvel en kuvvetli imanları bile sarsmış gibi görünen felaketten daha vahim değildir ve artık hiçbir şey bizim için kazandığımız zaferden daha güç olmayacaktır.”

Yazıyı bitirirken bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, komutanlarımızı, askerlerimizi ve Yunan zulmüne maruz kalmış binlerce şehidimizi, gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Onlar olmasaydı, bizler de olmazdık.


  1. Tansel, Selâhattin, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar (Cilt 1), TTK Yayınları, Ankara, 2019, s. 162. ↩︎
  2. Tansel, a.g.e., s. 181. ↩︎
  3. Öztoprak, İ., Aytepe, O., Karataş, M., Yunan İşgalinde Batı Anadolu, I. Cilt, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2014, s. 290. (İzmir ve Ayvalık Havalisi’nin Yunanlılar Tarafından İşgali ve Yunan Mezâlimi Hakkında Makamat-ı Askeriyeden Mevrud Raporları Havi İkinci Kitap, Dersaadet Matbaa-i Askeriye, 1335). ↩︎
  4. Öztoprak, a.g.e., s. 292. ↩︎
  5. Öztoprak, a.g.e., s. 293. ↩︎
  6. Öztoprak, a.g.e., s. 294. (Vurgular bana ait.) ↩︎
  7. Öztoprak, a.g.e., s. 299. (Vurgular bana ait.) ↩︎
  8. Turan, Mustafa, “Millî Mücadele Döneminde İzmir” Milli Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923 (Cilt 1): İzmir, Aydın, Manisa, Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Dec. 2023, pp. 23–78. Crossref, https://doi.org/10.53478/tuba.978-625-8352-63-4.ch02, s. 50. ↩︎
  9. Tansel, a.g.e., s. 185. ↩︎
  10. Tansel, a.g.e., s. 184. ↩︎
  11. Öztoprak, a.g.e., s. 440. (İzmir Fecâyii, Mülhakatta Yapılan Mezâlim bölümünden) (Vurgular bana ait.) ↩︎
  12. Öztoprak, a.g.e., s. 442. ↩︎
  13. Öztoprak, a.g.e., s. 445. (Vurgular bana ait.) ↩︎
  14. Turan, Mustafa, Yunan Mezalimi (İzmir, Aydın, Manisa, Denizli – 1919-1923), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s. 116-117. ↩︎
  15. Öztoprak, a.g.e., s. 438. ↩︎
  16. Çelebi, Mevlüt, “İtalyan Kaynaklarına Göre Anadolu’da Yunan Mezalimi (1919-1922)”, Milli Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923 (Cilt 1): İzmir, Aydın, Manisa, Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Dec. 2023, pp. 463–80. Crossref, https://doi.org/10.53478/tuba.978-625-8352-63-4.ch12, s. 468. ↩︎
  17. Öztoprak, a.g.e., s. 314-315. ↩︎
  18. Turan, Mustafa, ve Nasrullah Uzman, “Millî Mücadele Döneminde Aydın” Milli Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923 (Cilt 1): İzmir, Aydın, Manisa, Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Dec. 2023, pp. 79–132. Crossref, https://doi.org/10.53478/tuba.978-625-8352-63-4.ch03, s. 115. ↩︎
  19. Turan, Yunan Mezalimi, s. 169-171. ↩︎
  20. Turan, Yunan Mezalimi, s. 173. ↩︎
  21. Turan, Yunan Mezalimi, s. 173-174. ↩︎
  22. Turan, Yunan Mezalimi, s. 174. ↩︎
  23. Turan, Yunan Mezalimi, s. 178. ↩︎
  24. Öztoprak, a.g.e., s. 445. ↩︎
  25. Öztoprak, a.g.e., s. 446. ↩︎
  26. Turan, Yunan Mezalimi, s. 181. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  27. Öztoprak, a.g.e., s. 447. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  28. Öztoprak, a.g.e., II. Cilt, s. 1114. ↩︎
  29. Öztoprak, a.g.e., II. Cilt, s. 1117. ↩︎
  30. Bilgi, Nejdet, “Millî Mücadele Döneminde Manisa” Milli Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923 (Cilt 1): İzmir, Aydın, Manisa, Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Dec. 2023, pp. 133–86. Crossref, https://doi.org/10.53478/tuba.978-625-8352-63-4.ch04, s. 142. ↩︎
  31. Bilgi, “Millî Mücadele Döneminde Manisa”, s. 143. ↩︎
  32. Bilgi, “Millî Mücadele Döneminde Manisa”, s. 144. ↩︎
  33. Bilgi, Nejdet, “1922 Manisa Büyük Yangını: Harîk-i Hâil”, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 20, 2022, s. 247. ↩︎
  34. Atay, Falih Rıfkı, “İzmir’den Bursa’ya Kadar”, İzmir’den Bursa’ya Kadar Yunan Mezalimi (Falih Rıfkı Atay, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Asım Us), Pozitif Yayınevi, 2. Baskı, Kasım 2023, s. 66. ↩︎
  35. Atay, a.g.e., s. 67. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  36. Bilgi, “Millî Mücadele Döneminde Manisa”, s. 147. ↩︎
  37. Atay, a.g.e., s. 73. ↩︎
  38. Atay, a.g.e., s. 76. ↩︎
  39. Atay, a.g.e., s. 79. ↩︎
  40. Bilgi, “Millî Mücadele Döneminde Manisa”, s. 157. ↩︎
  41. Atay, a.g.e., s. 82. ↩︎
  42. Atay, a.g.e., s. 83. ↩︎
  43. Atay, a.g.e., s. 83. ↩︎
  44. Öztoprak, a.g.e., (Bursa Vilayetinde Yunan Fecayiî kitabı, Bursa Matbaa-i Vilâyet, 1340), s. 7. ↩︎
  45. Öztoprak, a.g.e., s. 9. ↩︎
  46. Öztoprak, a.g.e., s. 11. ↩︎
  47. Öztoprak, a.g.e., s. 14. ↩︎
  48. Öztoprak, a.g.e., s. 19. ↩︎
  49. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar’da ve Anadolu’da Yunan Mezâlimi II – Anadolu’da Yunan Mezâlimi, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayını, Ankara, 1996, s. 127-128. ↩︎
  50. Öztoprak, a.g.e., s. 23. ↩︎
  51. Öztoprak, a.g.e., s. 25. ↩︎
  52. Beyoğlu, Süleyman, “Kocaeli’de İşgal ve Mezalim”, Uluslararası Gazi Akça Koca ve Kocaeli Tarihi Sempozyum Bildirileri, C. II, Kocaeli: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2015, s. 1024. ↩︎
  53. Beyoğlu, a.g.m., s. 1024. ↩︎
  54. Beyoğlu, a.g.m., s. 1025. ↩︎
  55. Beyoğlu, a.g.m., s. 1026. ↩︎
  56. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 185-186. ↩︎
  57. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s., 198. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  58. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 209. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  59. Ersevinç, Mine, “Milli Mücadele Dönemi ve Yalova”, Milli Mücadele’de Yalova, (Ed.) Doç. Dr. Hacer Karabağ, Gaye Kitabevi, Bursa, Aralık 2021, s. 38. (Vurgu bana ait.) ↩︎
  60. Toynbee, Arnold J., Türkiye’de ve Yunanistan’da Batı Meselesi, Yeditepe Yayınevi, Çev.: Dr. Kadri Mustafa Orağlı, Şubat 2007, İstanbul, s. 316. ↩︎
  61. Toynbee, a.g.e., s. 320. ↩︎
  62. Toynbee, a.g.e., s. 289. ↩︎
  63. Toynbee, a.g.e., s. 349. ↩︎
  64. Toynbee, a.g.e., s. 350. ↩︎
  65. Toynbee, a.g.e., s. 361-362. (Vurgular bana ait) ↩︎
  66. Beyoğlu, a.g.m., s. 1030. ↩︎
  67. Sofuoğlu, Adnan, ve Taner Bilgin, “Yunan Taarruzu ve Güney Marmara.”, Millî Mücadelenin Yerel Tarihi 1918-1923 (Cilt 3): Bilecik – Bursa – Çanakkale – Kocaeli – Sakarya – Yalova, Dec. 2023, pp. 359–425. Crossref, https://doi.org/10.53478/tuba.978-625-8352-65-8.ch06, s. 399. ↩︎
  68. Mustafa Kemal Atatürk’ün Meclis Konuşmaları (1920-1938), Haz.: Kurtuluş Güran, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2020, s. 607-608. ↩︎
  69. Sofuoğlu, a.g.m., s. 407. ↩︎
  70. Sofuoğlu, a.g.e., s. 408. ↩︎
  71. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 292. ↩︎
  72. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 217. ↩︎
  73. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 285-286. ↩︎
  74. Anadolu’da Yunan Mezâlimi, s. 294-295. ↩︎


Yorum bırakın