Giriş
İslam metal işçiliği ve endüstrisi fetihlerden çok daha önceki geleneklere ve üretim metotlarına dayanmaktaydı.1 Arap coğrafyasında var olagelen teknikler dışında özellikle Hz. Ömer zamanında fethedilen İran coğrafyasındaki metal endüstrisi ve beraberinde Bizans hakimiyetinde bulunan Suriye’nin fethiyle Rum ve diğer toplulukların üretim teknikleri yer almaktaydı. Müslümanlar bu coğrafyaları fethettikten sonra genel olarak var olan endüstriye herhangi bir müdahalede bulunmadılar, daha çok gelirlerini elde etmek hususunda olması gereken İslam kurallarını uyguladılar. Madenlerin yönetim şekli veya herhangi bir girişimciye verilmesiyse kuvvetle muhtemel önceki hâkim unsurların uygulamalarını genel olarak devam ettirmelerinden kaynaklanmaktaydı. Özellikle İran coğrafyasının fethinden sonra daha yekpare ve homojen bir yapı arz eden metal endüstrisi2 ve buraların işletilmesine dair uygulamalar yeni gelen Müslümanlar için güzel bir örnek teşkil ediyordu ki bundan dolayı Müslümanlar yıkmak veya yok etmek yerine tabii olarak var olan geleneği sürdürmeye devam etti. İran coğrafyası dışında aynı durum İspanya’da var olan Vizigotlar’ın işlettiği madenler için de geçerliydi. Burada da önemli bakır, gümüş ve altın madenleri Müslümanların fethinden sonra var olmaya devam etti. Çıkarılan altınların bir kısmı Toledo’ya Emevîler’e gönderiliyordu.
Madenlerle beraber doğal olarak metal işçiliğinin de var olduğunu söylememiz mümkündür. Bahsettiğimiz coğrafyalarda maden çıkarma dışında ciddi bir üretimden ve endüstriden bahsedilmektedir. İran coğrafyasındaki çelik üretimi ve Endülüs’teki demir (düşük karbonlu) üretimi dışında, 8. ve 9.yy’da Horasan ve Maveraünnehir’de de ciddi bir demir-çelik üretimi, pota çeliğinin geliştirilmesi etrafında kendini göstermeye başlamıştı. Bahsedilen yerler ciddi madencilik faaliyetlerinin de gerçekleştiği veya nispeten yakınında bulunan yerlerdi. Bu gibi tesislerde önce madenler çıkarılmakta ve ön temizlik olarak adlandırabileceğimiz -hammaddeyi elde etmek için- parçalama, kırma veya öğütme işlemleri yapılmaktaydı. Bazı bölgeler sadece işçilik ve zanaat ile öne çıkarken, genel manada madenlerin çıkarıldığı yerlerde oluşan doğal endüstrilerden bahsedebiliriz. Endülüs, Maveraünnehir, İran, Kuzey Afrika, Mısır ve Anadolu gibi yerlerde örneklerine rastlamamız mümkündür.
Bu bölgelerde çıkarılan madenler işlendikten sonra hem orduların teçhiz edilmesi hem de sosyo-ekonomik alanda insanların ihtiyaçlarının karşılanması açısından İslam coğrafyasının genişliğinden faydalanıyordu. Şam’da üretilen bir çelik rahatlıkta Endülüs’e gidebiliyor veya tam tersi durumlar da olabiliyordu. Teknolojinin ve ürünlerin aktarım yönü genel olarak daha gelişmiş endüstriye sahip olandan daha az gelişmiş olanlara doğru şekilleniyordu. Bu yüzden İslam coğrafyasında belli başlı önemli merkezler metal ve demir-çelik endüstrisinde öne çıkmış ve kendi özgün tarzlarıyla beraber İslam coğrafyasının dışında bile duyulur olmuştu. Bunlardan önemli olan mekanlar, Şam, Yemen, Merv, Fergana gibi şehirlerdir. Bu şehirlerdeki metal endüstrisi hakkında bilgiler ise zamanın coğrafyacıları tarafından bahsedilmiştir.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi İslam dünyasında erken dönemlerde yapılan fetihler düşünüldüğünde ordu ve asker için gereken sanayinin önemine değinmiştik. Bu konuyla alakalı bilgiler vermeden önce genel olarak İslam dünyasında hangi metallerin-cevherlerin nerelerde çıkarıldığına değinilip ardından metallerin işlenme şekilleri, mezkûr coğrafyada nasıl bir endüstriye ve işleme tekniğine sahip oldukları ele alındıktan sonra en son olarak demir-çelik ile silah üretimi incelenecektir.
Madencilik Faaliyetleri
- Altın
Altın madeni Eskiçağ boyunca devletlerin önemli kaynaklar ayırdığı ve çıkarılması için geniş bir şekilde teşkilatlandırdığı bir cevher türüydü. İslam fetihlerinden önce Arabistan, Mısır ve Afrika’da önemli altın madenleri İslam öncesi için ciddi altın kaynaklarını oluşturuyordu.3 İslam fethinden sonra özellikle belli başlı bölgeler öne çıkmış ve altın üretimini üstlenmişlerdi. Arabistan’da Medyen ve Yemen’de önemli altın madenleri vardı, üstelik buradan çıkartılan cevherler de tasfiyeye ihtiyaç duymuyordu yani işlenmesi çok kolaydı.4 Yemen bölgesi içinde özellikle Sebe’ ve Seluk şehirleri üretimin büyük kısmını sırtlıyordu.5 Arabistan coğrafyasında ise İslam’ın erken zamanlarında “Arap kalkanı” denen ve Hicaz’ı da içine alan bölgede Umm Kurayyat, Nukra ve el-Hum Garbi denen yerlerde altın çıkarılmaktaydı.6 Arabistan coğrafyası dışında ilk büyük altın madeni olan Mısır’ın el-Allaki vadisindeki madende oldukça fazla madenci çalışmaktaydı ve bu maden etrafındaki pek çok küçük tesisin oluşmasını sağlamıştı, hatta Hicaz’daki altın madenciliğini etkileyip işçilerin buraya kaymasına neden olacaktı.7 Afrika’daki madenler de, özellikle Arabistan’daki gibi işleme kolaylıkları açısından oldukça avantajlı ve kârlıydı; mesela Süfale denen yerde çıkarılan madenleri işlerken cıva ile ayrıştırmaya gerek yoktu. Hatta bu yüzden Doğu Afrika’daki topluluklar cıva ile ayrıştırmayı bilmiyorlardı, bu yüzden fiziksel ayrıştırma süreci yeterli oluyordu.8 Afrika’daki Mısır ve güneye doğru yapılan fetihlerden sonra Nubya’da Dongola’daki altın madeni de erken zamanlarda İslam coğrafyasına dahil oldu.9 Bu bölgelerle beraber Nijer’de de önemli altın madenleri mevcuttu ve İdrisi’ye göre Mali’deki Yukarı Nijer önemli bir altın madenine sahip ve beraberinde ticaretin de yapıldığı bir bölge olmuştu.10 Arabistan ve Afrika coğrafyası dışında özellikle İran’da ve Maveraünnehir’de önemli altın madenleri de yer almaktaydı. Orta Asya’da Horasan, Huzistan, Cüzcan ve Sicistan’da da büyük madenler yer almaktaydı, Sistan’daki altın madeninin Panjir’deki gümüş madeni kadar üretken ve aktif olduğundan bahsedilmektedir.11 Azerbaycan (Şiz) ve Akhangaran nehrindeki altın üretimi de önemli miktarlara ulaşıyordu.12
Bahsettiğimiz madenlerde kimi altınlar daha “kirli” bir cevher olarak çıkmasına rağmen kimi altınlar da daha temiz çıkıyordu. Altının temiz çıktığı madenlerde basit temizleme işlemine gönderilebiliyordu fakat kirli olanlar için altını saflaştırmak adına farklı cevherler kullanılıyordu.
- Gümüş
Orta Çağ’da İslam dünyasında gümüş madenleri genel olarak Yemen (er-Radrad madeni), İran, Kuzey Afrika ve Endülüs’te yer almaktaydı. Arabistan’da Şemam bölgesinde Sasaniler’den kalma Zerdüşt madencilerin çalıştığı madenlerle13 beraber büyük gümüş madenleri daha çok İslam coğrafyasının doğusunda Panjir ve Jaryana yerleşimlerine yakın olan Hindu Kush’ta yer alıyordu ve burada İslam coğrafyasının en üretkeni diyebileceğimiz Panjir madenlerinde 10.000 kişinin çalıştığı ifade edilmektedir.14 Bu büyük madenler dışında Doğu Anadolu Gümüşhane ve Bayburt yörelerinde, İran’ın kuzeyi ve Orta Asya’da yer alan gümüş madenleri de ayrı öneme sahipti.15 Seyhun Nehri’nin kuzeyinde yer alan Şaş şehri ve buradaki gümüş madeninden alınan vergini miktarının oldukça fazla olduğu ifade edilmektedir.16 Bununla beraber Horasan’da 30.000 Zerdüşt madencinin gümüş çıkarmak için çalıştığından bahsedilmektedir, hatta Halife Mansur zamanında madenler direkt devlete bağlanmak istenince çıkan isyan sonucunda pek çok madenci muhtelif yerlere sürülmüştü.17 Orta Asya’da yer alan diğer önemli gümüş madenleri de Angren’deki İlaq bölgesiyle bağlantısı olan ve 300 galerinin Fergana’daki Aktepe’de yer alan tesislerdi.18 İslam dünyasında doğudaki gümüş madenleriyle beraber batıda Endülüs topraklarında da gümüş madenleri de Vizigotlar’dan kalan tesislerden örneği olarak Tortesso bölgesinde ve Granada, Murcia, Kurtuba ve Sevilla’da devam ediyordu.19
- Bakır
Anadolu’da Diyarbakır Ergani’de yer alan ve Artuklu Beyliği’nde Hüsamettin Timurtaş zamanında keşfedilen bir madenden bahsedilmektedir.20 Anadolu dışında Kafkaslar, Maveraünnehir, İran ve Arabistan’da Necd ve Nukra bölgesinde bakır madenleri yer almaktaydı.21 Maveraünnehir’de Fergana ve Şaş’ta ciddi bakır üretimi gerçekleştiriliyordu.22 Önceden de bahsettiğimiz gibi bu yöreler sadece gümüş değil bakır, kurşun veya çinko gibi elementlerin bolca bulunduğu yerlerdi, bu sayede aslında alaşımların oluşumunda ve endüstrinin gelişiminde kolaylığa etkisi İslam metal endüstrisinde bakırcılığı geliştiren etmenlerden biri olacaktı. Aynı durum Anadolu’da yer alan bakır kaynaklarının ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki rezervlerin Musul’da bakır işçiliğinin zirve döneminin oluşmasında etkili olmasına benzer bir süreçle karşımıza çıkar. Arabistan’da Umman bölgesindeki bakır rezervleri ve inşa edilmiş olan büyük tesisle beraber Sasani döneminde de işlenmiş olması madenin büyüklüğünün anlaşılması açısından önemlidir, bu yöredeki ana maden ve beraberindeki madenler uzun süre boyunca 12.yy’a kadar işletilecekti.23 Fethedildikten sonra Endülüs’te de belli başlı madenler (Elbire bölgesindeki24) çalıştırılmaya devam etti ve buradaki endüstri Atlas dağlarından gelen bakırlar tarafından da besleniyordu.25 Kuzey Afrika’da da Orta Mağrib ve Tunus’taki Şaş madenleri öne çıkmaktaydı.26
- Kurşun (Usrub-Rasab)-Kalay
İslam beldelerinde kurşun genel olarak boldu ve kullanım alanlarının genişliğinden dolayı bakır ile olan alaşımlarda oldukça tercih edilen bir madendi.27 Genel olarak İspanya, Sicilya, Mağrip, Mısır, İran ve Anadolu’da çıkarılmaktaydı.28 En önemli madenler ise Maverünnahir, Azerbaycan, Fergana ve Kirman’da çıkarılmaktaydı.29 Bununla beraber Kuzey Afrika’da Kayravan’ın yakınındaki bir bölgede ve yine İspanya’nın Elbire bölgesinde de kurşun üretiliyordu. Kurşun genelde gümüş cevheriyle beraber bulunduğundan aslında gümüş üretilen yerlerde kurşun da üretiliyordu.30 Kalay üretiminde ise İslam dünyasında dağılış ve rezerv itibariyle az olsa da iki önemli merkez Malezya ve İspanya olarak üretimin büyük çoğunluğu karşılıyordu.31
- Çinko (Tutya)
Çinko için önemli rezervler Kirman bölgesinde, İsfahan ve Ermenistan’da ayrıca İspanya’nın çeşitli bölgelerinden de çıkarılabiliyordu.32 Kuzey Afrika için Anti-Atlas’ın güneyinde yer alan birçok noktada da yüzeye yakın noktalarda çinko çıkarılmaktaydı.33 Yemen’deki er-Radrad’daki büyük gümüş madeninden çıkarılan cevherlerde de çinko bulunmaktaydı. Özellikle İran ve Anadolu’da da çıkarılmaktaydı.34 Genel olarak gümüş, bakır, kalay gibi cevherlerle bulunmasından dolayı büyük miktarlarda üretilmiyordu; bu yüzden doğal olarak diğer metaller kadar bol bulunmuyordu, zaten bu metal özellikle İslam dünyasında bakırla yapılan pirinç alaşımı için tercih edilecekti.
Demir dışındaki metaller genel olarak İslam coğrafyasında bu şekillerde çıkarılırken, madenlerin yerleri çok fazla değişmemesine rağmen madenlerin çıkarılması ve cevherlerden arındırılmasında cıva ile ayrıştırmanın kullanımın ve dikine madenlerin sayısının arttığı görülür. Bunun neticesinde cıva üretimi ve beraberinde madenlerin derinleşmesiyle beraber maden sularının çıkarılması problemi simya ve mekanik geleneklerini derinden etkilemiştir. Her ne kadar bu işlemler direkt çelik üretimiyle alakalı olmasa da genel olarak madenciliğe olan katkısı doğal olarak demir madenlerinin çıkarılmasında da önemli rol oynayacaktı.
- Demir
İslam dünyasında demir ve çeliğe çok fazla talep vardı, bu yüzden demir madenciliği ve endüstrisi de gelişmişti.35 İspanya’da beş tane maden Toledo ve Murcia’da, Mağrip’te 10 tane büyük maden de Fas, Cezayir ve Tunus’ta yer almaktaydı. Cezayir’de Cebelü-l Hadid ve Tunus’ta Mecanetü-l Ma’dan denen madenlerde demir çıkartılmaktaydı.36 Bu madenlerle beraber Sicilya, Mısır, İran ve Libya’da demir üretilmekle birlikte, Suriye ise demir madeni veya rezervinden çok işçiliği ve pazarı ile öne çıkmıştı. Arabistan coğrafyasında da belli bölgeler demir üretiminde mühim bir konuma sahipti fakat buradaki asıl gelişmeler 12.yy’dan sonra ortaya çıkmış gibi görünmektedir, aynı şekilde Yemen’de de 13.yy’da ciddi bir artış gözlenmektedir.37 Fakat İslam coğrafyasının doğusu, batısındaki topraklara nazaran daha fazla demir rezervine sahipti.38 Müslümanların demir madenleri sadece kendilerinden önceki yerlerde başlamamıştı, Kuzey Afrika fetihlerinden sonraki süreçte bu coğrafyada 8. ve 9.yy’larda gözle görülür bir artış söz konusuydu.39 İran’da Fars, Horasan, Kirman dahil Kabil’in yanında bulunan bölgeler de hem rezerv hem de endüstri bakımından çok önemliydi, bundan dolayı “pota çeliği (crucible steel)” bahsedilen bölgelerde önemli bir metot olarak gelişecekti.40 Bu bölgede Maveraünnehir’in en bol demir madenleri Fergana, Tibet ve Çigintalas’ta bulunuyordu.41 Endülüs’te ise Guadix bölgesinde Gotlardan beri var olan maden faaliyetleri söz konusuydu ve bu madenler Emevîler gelmeden hemen önce de verimli bir şekilde çalışmaktaydı fakat pik noktasına 9.yy’da ulaşmıştı, böylece buradaki pek çok metal işleme yeri hem özel hem de hükümdarlara bağlı işletmeler olarak İslam’ın gelişiyle artışa geçip Gotların kullandıkları mineral ve cevherlerden farklı cevherler kullanmaya başlamışlardı.42 Kafkaslar’da ise genel olarak 8. ve 9.yy’larda İran coğrafyasında ise 9., 10. ve 11.yy’lardan sonra başlayan bir gelişme söz konusuydu.43 İslam fetihlerinden sonra Gazneliler döneminde fethedilen Hindistan, İslam coğrafyasında hem demir hem de endüstri olarak en iyi durumda olan bölgeydi. Hem Şam çeliği denen ve aslen Hindistan’da ortaya çıkan Wootz çeliğinin ilk defa üretildiği yer olması bakımından hem de demirinin kalitesi bakımından büyük bir önem arz etmekteydi; Sind, Serendib ve Binman bölgelerindeki ocaklardan çıkarılan demirler kalitesiyle öne çıkıyordu fakat Doğu Afrika’dan getirilen kalitesi yüksek demirler de büyük oranda işlenmek için kullanılıyordu.44 Kuvvetle muhtemel ordusunu güçlendirmeye çalışan Gazneli Mahmud sadece altın rezervleri için değil demir-çelik üretimindeki gelişmişliği fark ettiği için bölgedeki madenleri ve endüstriyi sık sık sefer düzenleyerek kontrol altına almak istemiş olabilir.
Demir-Çelik Endüstrisi
Müslümanlar önce Sasani ile olan savaşlarından, İran coğrafyasının fethi ve ardından Maveraünnehir’deki 8.yy ve 9.yy’da İslam’ın hızlı bir şekilde yayılmasından sonra İran ve Hint coğrafyalarıyla olan iletişimleri sonucunda sadece buranın var olan madenlerinden faydalanmadılar, kullanılan pek çok metal işleme tekniği de beraberinde Müslüman olan İranlılar ve Türkler tarafından kullanıldı. Hintlilerin ve İranlıların demir işleme tekniklerini geliştirip kaliteli çelikler üretebilmişlerdir.45 8. ve 9.yy’da sadece teknik bir miras devralınmadı, Antik Yunan metinlerini çevirip buradaki ilmi mirası devraldıkları zaman simyacılıkla beraber teorik bir literatür Cabir b. Hayyan, er-Razi46 ve el-Iraki gibi simyacılarla beraber (demirin eritilmesi konusunda) şekillenmeye başlamıştı.47
İslam coğrafyası her ne kadar İran ve Hindistan’dan teknik bir miras devralsa da kaynaklarda Çin demirinin kalitesinden de bahsedilmekte, buradaki işlenen demirle yapılan aletlerin sağlamlığından söz edilmektedir, hatta Çin demirinin –”kharsini” olarak geçmektedir- sadece İslam’ın ortaya çıkışından sonra değil Romalılar ve Partlılar tarafından da bilinip tercih edildiği ve savaş aletlerinin yapımında kullanıldığından bahsedilmektedir.48
Demir-çelik endüstriyle beraber bazı yazarlar da çeliğin üretimi ve bunlardan kılıç veya kalkan yapılması konusunda çeşitli eserler yazmışlardı.49 Mesela Kındi eserinde “shabarqan” ve “narmahan” olarak iki tür demir bulunduğunu ve bunlardan “shabarqan” denilen türün erkek olduğunu ve tavlanabileceğini fakat dövülemeyeceğini, “narmahan” denen demirin de kadın olduğunu ve yumuşak olduğu için tavlanamayacağını bu yüzden dövülerek şekillendirilebileceğini ifade etmektedir.50 Bu iki tür dışında üçüncü tür de el-Mürekkeb olarak adlandırılır yani iki demirin karışımı veya hem sert hem de esnek olan metalleri işlenmiş olarak ele alır fakat kendisi ‘’saflık’’ derecesini demirin ne kadar karbon içerdiğine göre derecelendirmiştir.51 “Shabarqan” demiri teknik anlamda meteorik çelik denilen bir demir olarak, “narmahan” denilen demir türü de dövme demir dediğimiz metal olarak adlandırılır ve bu “narmahan” demirinin karbon miktarını yükseltmek ve çelik haline getirmek için çeşitli tarifler de detaylıca verilmiştir.52 Eritme süreci Biruni’nin eserleri ve el-Cildaki’nin Cabir b. Hayyan’ın çalışmasına yazdığı şerhlerde de adım adım ele alınmıştır.53 Demir ve demirin işlenilip çelik haline getirilmesine dair eserler Avrupa’ya da Endülüs üzerinden aktarılmıştır; Kral Alfonso’ya takdim edilen eser İbnü-l Baytar’ın çalışmasına ve doğal olarak ondan önce oluşturulan simya literatürüne dayanmaktaydı.54 Her ne kadar Endülüs’ü İslam coğrafyasının doğusundaki bilgilerin taşıyıcısı olarak görsek de Avrupa’da bu metal tekniğinin bilindiğine dair Viking kılıcı üzerinden çeşitli yorumlarda bulunulmuştur fakat bu kılıcın malzemesinin ve aynı şekilde yapım tekniğinin Maveraünnehir’den İdil-Bulgarların ticari rotalarıyla beraber Vikinglere ulaştığı düşünülmektedir.55
Silah ve Kılıç Üretimi
Müslümanlık yayılmaya başladığı zaman en büyük ihtiyaç duyulan şeylerden biri iyi bir metal endüstrisiydi. Demirin çıkarıldığı yerler arasında en yakında Arabistan’daki bölgelerden ve çeşitli silahları da Yemen’deki endüstriden sağlamaktaydılar. İran ve Suriye’nin fethi bu coğrafyadaki hacimli endüstriyle tanışma fırsatı verdi. Emevîler ilki 669, ikincisi 674-680 ve üçüncüsü ise 716-717 yıllarında yapılan İstanbul kuşatmalarını gerçekleştirmiş ve Şam’ın 635’te fethinden sonra 642’de Mısır’ın fethiyle beraber 670’de Tunus’taki Kayravan’da inşa ettikleri savunma hattı ile 698’de tüm Kuzey Afrika’yı fethetmişlerdi. Müslüman Araplar bu hızlı fetih hareketlerini sadece askeri ve dini bir motivasyonla hareket ederek elde edemezdi. Bu fetihlerin teçhiz edilmesi ve lojistik olarak problem yaşanmaması adına hem hacim hem de kalite olarak taviz verilmeyecek bir endüstriye sahip olunması gerekiyordu. Aynı şekilde Kuzey Afrika’da devam eden ve süregelen madencilik faaliyetleri de silah endüstrisinin ihtiyaçlarına oldukça bağlı halde gelişme göstermiş olmalıydı. Yani erken dönemde Şam, Mısır, Arabistan ve Kuzey Afrika’daki demir-çelik maden ve endüstrisi Emevîlerin fetihlerinin başarıya ulaşmasında hem rol oynamış hem de Emevilerin taleplerinden etkilenmiş olmalıydı. Bunun dışında bahsedilen bölgelerdeki endüstriyel faaliyetler aslında önceki medeniyetlerden ve topluluklardan çok da farklı değildi. Buradaki madenlerin ve tesislerin (metotların) önemi daha çok sürekli savaşa giren bir orduya alınan askerlerle beraber teçhiz edilmesi gereken bir ordunun meydana getirilmek istenmesiydi. Emevîlerin agresif fetih politikası olmasaydı buradaki demir-çelik endüstrilerinin kuvvetle muhtemel çok fazla gelişme göstereceği düşünülemezdi; aslında Eskiçağ medeniyetlerinin var olduğu coğrafyada aynı madenleri işlemesine rağmen Emeviler ve Abbasiler döneminde madenlerdeki derinlik ve su probleminin ciddi gündem olması ve bunun için ileri sürülen çözümler kendilerinden önceki endüstriden neden farklılaştığının anlaşılması açısından önem arz eder.56 Bunu Sasani ve Bizans arasındaki mücadelede Kafkaslardaki Ermeni madenlerinin paylaştırılması konusunda da görebiliriz. Bu madenler hem iki gücün birbirleriyle sürekli mücadele etmesinden dolayı hem de politik nedenlerden dolayı vazgeçilmez bir konumdaydı. Fakat İslam metalürjisini ve madenciliğini ayıran şey agresif bir strateji takip eden Müslüman Arapların ihtiyacı doğrultusunda şekilleniyordu. Aynı şekilde Emevîler dışında özellikle Dört Halife dönemi de bu konuda çok önemli bir süreç olarak ele alınabilir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Müslümanların en önemli problemi aslında İslam’ın Bizans ve Sasani karşısındaki durumuydu. Bu iki büyük imparatorluk aslında iki büyük kültürü, zihniyeti ve felsefeyi de temsil ediyordu. Müslümanların bu gibi büyük kültürlere karşı onlarla yaşama şansları yoktu çünkü bu iki büyük medeniyet kadim bir tarihe ve hatıralara sahipti. Bundan dolayı aslında İslam medeniyetinin-kültürünün ve toplumunun hayatta kalabilmesi için fetih faaliyetleri tercih edilebilir bir fikirden ziyade zorunlu bir mücadele olarak algılanmıştı. İşte bu zorunluluk sonucu ortaya çıkan fetih politikaları karşımıza teçhiz edilmesi gereken bir ordu ve bunun için gereken bir endüstri ihtiyacını çıkartıyordu. Arabistan’daki madenler bu durumda belli ölçüde ihtiyacı karşılayacak gibi gözükmekteydi fakat İslam ordularının Bizans ve Sasani imparatorluklarıyla karşılaşması kesinlikle yeni oluşturulan ordunun teçhiz edilmesi noktasında ele alınması gereken düzenlemeleri ortaya çıkarmıştır.
Risaleler ve Kılıç Literatürü
Çeliklerin üretilmesiyle alakalı literatürle beraber silahların yani kılıçların yapımının ele alınması da söz konusu olmuştur. Kındi’nin metninde çelikler sınıflandıktan sonra üç tane kılıç türünden bahsedilmektedir, birincisini ‘’eski çelik’’, ikincisini ‘’yeni çelik’’ ve üçüncüsünü ise ‘’ne yeni ne eski çelik’’ olarak adlandırdığı bir sınıflamaya tabi tutmuştur. Eski olarak tabir ettiği kılıçları da üçe ayırmış; Yemen, Kal’a ve Hint kılıcı olarak sınıflamıştır.57 Yeni kılıçları da İrani, Horasani, ve Uzak doğuda dövülenler ile Kufe’de dövülen el-Bidh olarak adlandırmıştır.58 Burada da bahsettiğimiz gibi Kındi’nin kılıç üretimindeki sınıflandırması aslında İslam’ın doğduğu coğrafya ve Arapların tanıdığı materyaller ile Arapların sonradan tanıdığı yani fethedilen yerlerdeki materyaller olarak ayrılmıştır ve demirin adlandırılmasında Farsça literatürün ağırlığı erken İslami metal işçiliğinde İran fetihlerinin önemine dikkat çekmiştir. ‘’Ne eski ne yeni’’ olarak adlandırılan kılıçlar da kendi içinde “Müvelled” ve “Müvelled olmayanlar” olarak ayırılıp, “Müvelled” olanlar “yeni çelik” denilen çeliklerden yapılmaktaydı (Müvelled – sonradan doğan, ortaya çıkan, hasıl olanlar anlamında kullanılmaktadır) ve kılıçları yapılarına ve karakteristiklerine göre de sınıflandırarak Silmaniyah, Firingieh (Frenk), Basra, Şam ve Mısır olarak ayırmıştır.59 Kındi dışında el-Beyruni, Tarsusi ve İbn Huzeyl de kılıçlar hakkındaki risaleleriyle çeşitli yaklaşımlar ve açıklamalar ekleyip60 “kılıç risalesi literatürünün” oluşmasına katkıda bulunmuş, önceden de bahsettiğimiz gibi bu kişilerin eserleri Endülüs’ten Avrupa’ya geçerek Roger Bacon ve Albert Magnus’un “risalelerine” de yansımıştır.
İslam dünyasındaki eserlerde bahsedilen çeliğin meydana getirilmesi ve saflık derecesi ile “cevher”inin artırılması, demirin eritilmesi sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlara bağlıydı. Bununla alakalı literatür simyacı gelenek tarafından detaylıca aktartılıp, aşama aşama dikkat edilmesi gereken hususlara değinilmişti.61 Demir suyu olarak geçen tabirlere bakarak bahsedilen kılıç sınıflandırmalarının olduğu yerlerde gelişmiş bir metal eritme teknolojisi olduğundan bahsedebiliriz.62 Fakat bir yerde literatürün olması o bölgede veya o coğrafyada kesin olarak gelişmiş bir endüstrinin var olduğu anlamına gelmeyebilir. Mesela Avrupa’da Endülüs üzerinden Alfonso’ya ithaf edilen metal risalelerinin olduğu zamanlarda Avrupa’da İslam coğrafyasında olduğu kadar gelişmiş bir eritme endüstrisinden bahsetmek zordur, daha çok “bloomery iron” denilen ve demirin yüksek ısıya maruz kalmasına rağmen eritilmeyerek karbonize edildiği bir demir işleme sürecinin adıdır,63 aynı şekilde doğuda özellikle İran ve Hint üzerinden Maveraünnehir’deki (özellikle Horasan’daki) eritme demir teknolojisi hakkında ifade edilenler muhtemelen bölgedeki üretim metodunun yaygın olduğundan dolayı bahsedilen tariflere yansımış olmalıdır.64
Bahsedilen tariflerde genel olarak üç adım takip edilmiştir. Birinci adım demirin yüksek karbonizasyona tabi tutulması, ikinci adım başka bir demirin dekarbürize edilmesi, üçüncü adım da bu iki demirin eritilerek birleştirilmesidir.65 Demirlerin karakter sınıflandırılmasının nedeni eritme sürecinde aynı demiri karbürize ve dekarbürize etmek yerine farklı demirlerin belirleyici özelliklerinin karıştırılmasıyla elde edilmesine dayanmış olabilir. Üçüncü adımdan sonra “cevher” dediğimiz desenler saflık derecesini belirlemek adına incelenir ve kılıcın kalitesi de buna göre belirlenirdi. Desenlerin belirginliği ve keskinliği ile iç içe geçmesi farklı iki materyalin iyi bir şekilde karıştığı anlamına gelmekteydi.
Çelik üretiminin öne çıktığı bazı merkezler bu literatürün kaynağını alan yerler olarak düşünülebilir. Mesela Biruni’nin anlattığı eritme ve kılıç üretim metotlarının Herat’taki tekniklerden kaynaklandığı ifade edilmektedir.66 Daha önce de bahsettiğimiz gibi önemli belli başlı merkezlerde kimileri hem demir cevherini kaliteli bir şekilde ayrıştırma hem de kılıcı üretme süreciyle öne çıkarken kimi merkezler de sadece endüstrileriyle öne çıkmaktaydı.
Kılıç Üretim Merkezleri
‘’Arabistan’’ coğrafyası kılıç üretimi konusunda Hindistan’la olan ilişkisi bakımından önem arz eder. Yemen’de üretilen kılıçların çeliklerinin ise aynı şekilde Hindistan’dan geldiği ifade edilmektedir.67 Bu durum önceden de bahsettiğimiz gibi Eskiçağ’da iki önemli çelik üreticisi olan Çin ve İran’ın gelişmişliğiyle yakından alakalıydı. Himyari hanedanından sonra burada üretilen kılıçların eskisi kadar iyi olmadığından bahsedilmiş, İslam fetihlerinden sonra buradaki kılıç üretim merkezlerinin Suriye ve İran’a kaydığı ifade edilmiştir.68
İran coğrafyası önceden beri kılıç yapımı ve çelik endüstrisiyle bilinen bir bölgeydi, buradaki kılıçlardan olan Çahak kılıçları çeliklerinin kalitesiyle ünlenmişti. Yine İran’da Kirman bölgesi de önemli bir merkezdi, Hindistan’a yakınlığı büyük bir avantaj sağlıyordu. Buradaki kılıçların Türkler tarafından satın alındığından bahsedilmektedir.
Horasan bölgesi aslında bu yöreler arasında en gelişmiş bölge olarak sayabileceğimiz endüstriyel bir gelişmişliğe sahiptir. Nişabur’daki kılıçların çelikleri de etraftaki Horasan, Merv veya Afganistan’dan sağlanmaktaydı.
Mısır ve Suriye; bu yöreler her ne kadar kılıçları ile meşhur olsalar da asıl ünlerini istenilen kalitede çeliği istenildiği zaman elde edebilmelerinden almaktaydılar. Bu yörelerdeki üretim tesisleri ticaret rotası avantajlarına sahiptiler, Çin ve İran demirine rahatlıkla ulaşabiliyorlardı. Özellikle İslam fetihleri sonrası demir endüstrisinin buralarda gelişme göstermesinin en büyük sebeplerinden biri doğu ile batı arasındaki ticaretin kolaylaşmasıydı. Araplar Hindistan’ın fethi sonrası Wootz çeliğini Şam’a taşıyarak bu teknolojiyi Dımaşk (Damascus) çeliği olarak Avrupa’ya da aktarmışlardır.69
Türkiye’de (Anadolu coğrafyası) Türklerin kılıç ve demir işçiliği aslında ticarete çok fazla atılmamalarından dolayı bilinmemekte veya çok rağbet görmemekteydi fakat göçebe toplulukların demir-çelik endüstrileri en az yerleşik topluluklar kadar gelişmiş hatta daha tercih edilebilir olabiliyordu. Anadolu’ya gelmeden önce İran ve Irak coğrafyasında yaşayan Türk topluluklar burada edindikleri tecrübeleri Anadolu’ya taşımışlar, ardından 16.yy’ın erken dönemlerinde İran ve Mısır bölgelerine yapılan seferlerde burada gelişen tecrübeler tekrardan Anadolu’ya aktarılmıştır.70
Batı’da ise Roma İmparatorluğu döneminde önemli çelik endüstrilerinden biri Toledo’da yer almaktaydı. İslam fetihlerinden sonra Toledo Tarık b. Ziyad’ın ordularını teçhiz edebildiği önemli merkezlerden biri haline geldi. II. Abdurrahman zamanında iç karışıklığın nispeten daha sakin olduğu dönemde çeşitli teknik bilgilerin Toledo üzerinden İspanyollara aktarılması söz konusuydu. Toledo dışında Sevilla’da Almeira bölgesinde yine kaliteli kılıçlardan söz edilmektedir. Özellikle su verme işlemi yapılmış çeliklerin Sevilla’da ünlü olduğu bilinmektedir.71
İslam coğrafyasında bahsettiğimiz asırlarda gelişme gösteren metal endüstrisi genel bir arz-talep ilişkisi etrafında sivil hayata yansıyorken, askeri gelişmeler çerçevesinde giderek yeni tekniklerin ve yaklaşımların ortaya çıktığı veya var olan metotlara yapılan katkıların görüldüğü bir gelişme çizgisi gösteren endüstri mevcuttu. İlk dönemlerdeki fetihlerin akabinde Endülüs’ten Horasan’a kadar yekpare bir varlık gösteren Emevi Hilafeti iktidarında doğu ve batı arasında teknoloji transferi gerçekleşmiş olmalıdır. Şam, Yemen ve Arabistan’daki belli bölgeler ile Kuzey Afrika’da daha kısıtlı olmak üzere var olagelen bir endüstri vardı fakat 8. ve 9. yüzyıllara geldiğimizde belli başlı bölgelerde demir endüstrisi gelişme gösterip çelik üretimi öne çıkmıştı. Bunlar daha çok Horasan, Maveraünnehir ve etrafındaki bölgelerde “pota çeliği” adı verilen bir yöntemin kullanılmasına dayalı olarak ortaya çıkmıştı.
Sıraladığımız bölgeler arasında dikkatle incelenmesi gereken birkaç coğrafya ve özelde de yerleşimler mevcuttur. Bunlar Merv, Çahek ve Ebu Müslim Kal’a’da yer alan çelik ve kılıç üretim teknikleri-metotlarıdır.
Bahsedilen bölgelerin hemen hepsinin İran’ın kuzeyi ve Maveraünnehir’de yer alması bu bölgedeki gelişmişliğin anlaşılması açısından önemlidir. Merv bölgesindeki yapılan kazılarda en önemli buluntulardan biri kil ile yapılmış büyük çömlekler etrafındaki cüruf kalıntılarıydı. Bu cüruf kalıntıları bölgedeki çelik üretimi hakkında hangi materyaller kullanıldığını göstermektedir. Aslında Merv’deki çelik üretimi fırınların inşasıyla yakından alakalıydı ve bu bölgede kurulan fırınların yapısı çeliklerin üretiminde çeşitli avantajlar sağlamıştı. Fırınların hava alma ve hava çıkış yerlerinin çeliğin iyi karbürize olmasına dikkat edilecek şekilde inşa edildiğini göstermiştir. İyi hava akışı oksidasyonu ve beraberinde karbürizasyonu veya dekarbürizenin başarılı olmasını sağlıyordu.72 Oksidasyon sırasında oksijenle bağlanan karbonlar karbondioksit olarak atılmakla beraber kaliteli kilden üretilen çömlekler demirle beraber eklenen materyallerin havayla temas etmemesi sonucu daha başarılı karbürize olmasını sağlıyordu. Bölgede yapılan araştırmalarda fırınların yapımında kullanılan killerle çömleklerin yapımında kullanılan killerin farklı olduğu anlaşıldı ve yörede var olmayan killerin de dışardan ithal ile fırın veya çömlek yapımında kullanıldığı tespit edildi.73 Killerin yüksek sıcaklığa dayanmasına dair edinilen bilgi kuvvetle muhtemel yöredeki çeliklerin üretiminde en iyi sıcaklık derecesine ulaşabilmeyi sağlamış olmalıdır. Bu bölgeyi diğer yörelerden ve çağdaşlarından ayıran en önemli şey fırınların kalitesiydi.
Bir diğer önemli yöre ise Çahek’teki buluntulardan anlaşıldığına göre buradaki çömlek ve fırınlama işlemi Merv’deki kadar karmaşık olmasa da demirle birlikte eritilen malzemelerin incelenmesi sonucu krom katkılı en eski bilinen örneklerinden biri olduğudur.74 Kromun çeliğe sağladığı en büyük katkı da korozyon direnci, sertlik, süneklik ve yüksek sıcaklık ve paslanmaya karşı dayanımıdır. Bölgede yapılan kazılarda Herat ve Merv’de benzer çömleklerin olduğu bulunmuştur.75 Buna rağmen kromlu çeliğin Çahek’e özel olduğu, benzer kil parçalarının ise Merv’deki kalıntıya benzer şekilde ithal yolla belli bölgelerden alındığını düşündürmektedir, aynı şekilde fırınlar da Merv’deki kalıntılara benzer şekilde imal edilmiş olmalıdır. Böylece Çahek’teki metalin içeriği de bölgede kullanılan materyalin içeriğine göre değişmektedir. Bu yüzden Orta Çağ’daki demir alaşımlarını veya çeliklerin karbon miktarı değişimini sadece çıkarılan cevhere göre ve ham-işlenmemiş madene göre değerlendirmemek gerekir, bölgenin jeolojik yapısının farklılaşması potada eritilen materyaller üzerinden karbon veya diğer elementlerin oranında değişikliğe sebep olmuş olabilir. Çahek’in hem fırınlar üzerinden incelenmesi hem de materyaller üzerinden incelenmesi sonucu bölgedeki çelik endüstrisinin gelişmişliğine dair ipuçları vermiştir.
Üçüncü yer Ebu Müslim Kal’a denen yerleşimde bulunmaktadır, Özbekistan’da yer alan ve eski bir Yeseviyye türbesinin yakınında bulunan madenden çıkarılan demirler bölgede işlenmiştir. Bölgede yer alan demir endüstrisi Merv veya Horasan’daki tekniklerden çok farklı değildi, kuvvetle muhtemel fırın killeri veya kaliteli demir ihtiyacı bölgedeki belli yerlerden karşılanıyordu. Maden bölgesinde yer alan cüruflarda kobalt, kalsiyum ve mangan tespiti yapılmıştır fakat dikkat edilmesi gereken nokta bazı örneklerde titanyum miktarı da gözlenmişti.76 Modern zamanlarda bir titanyum cevherini eritmek için gereken sıcaklık nerdeyse 1700 derece gibi yüksek bir sayıdır. Bu sıcaklığa ulaşıp bunu “cüruf” olarak atabilmek, bölgedeki fırınlar ve eritmede kullanılan yakıtlar hakkındaki bilgilerimizi tekrardan ele almamızı gerektirir. Her ne kadar bununla alakalı çok ciddi buluntular olmasa da bölgedeki ve Tebinbulak madenindeki titanyum rezervi ve incelenen cüruf kalıntısının tarihi de hesaba katıldığında dikkate alınması gereken bir sonuç gibi gözükmektedir.77 Nitekim Eski çağ ve Orta çağ boyunca fırınlar ve etraflarındaki pek çok cüruf analizinde sıcaklıkların en fazla 1300-1400 derecelere ulaşabildiği düşünüldüğünde, herhangi bir cüruf analizinde titanyum tespiti olukça farklı yorumları akla getirmektedir. Fakat daha detaylı analiz için buluntulardaki cürufların enerji dağılımlarını tespit etmek amacıyla farklı tekniklerle incelemeler yapılması gerekir.
Sonuç
İslam dünyası metal üretiminde belli başlı bölgeler eski çağdan aldıkları mirasları devam ettirmekle beraber metal üretimi için artan cevher ihtiyacı madenlerdeki bir çeşit “patlamaya” yol açmıştır. Demir olmayan metallerin (altın, gümüş, cıva vb.) kaynakların elde edilmesi konusunda belli bir standarda ulaşıldığı görülmektedir. İslam’ın erken dönemde yapılan fetihlerin endüstriyi şekillendirmesi ise genel olarak literatür üzerinden incelenmiştir. Fetihleri etkili yürütebilmenin en önemli ayağı da orduyu teçhiz edebilecek bir maden ve endüstriye sahip olunmasıydı. Madenlerin hem miktar hem de nitelik bakımından artış göstermesi sonucu ortaya çıkan problemler hükümdarları ve beraberinde mekanikçileri meşgul etmiş gibi gözükmektedir; aslında Beni Musa kardeşlerin mekanikle alakalı eserleri maden endüstrisinin patlamasıyla okunabilir de. Çelik üretimindeki sınıflandırmalar ve kılıçların özelliklerinin belirlenmesi belli bir tecrübe ve kavramlar olduğuna işarettir. Demir madenleriyle alakalı malumatlar antikçağdaki tecrübeye dayanıp literatür ile ifade edilirken bazı yerlerde değişik ve farklı metotlar ve zamanında göre ciddi anlamda karmaşık eritme süreci gerektiren metaller kullanılmış olabilir. Bahsettiğimiz gibi Ebu Müslim ve Çahek kalıntıları ciddi fikir değişikliğine yol açacak buluntulardır. Bu bölgelerdeki ve diğer coğrafyalardaki madenlerde uygulanan ve uygulanması tavsiye edilen belli başlı yöntemler, yüzleşilen problemlerden ayrı düşünülmemesi gerekir. Kılıçların sınıflandırılmasından, madendeki suları boşaltılmasına kadar oluşturulan literatür ve beraberindeki buluntular, gelişmelerin askeri harekatlardan ayrı düşünülemeyeceğiyle alakalı bir fikir vermektedir.
- P. T. Craddock, ‘’The copper alloys of the Medieval Islamic world ‐ inheritors of the classical tradition’’, World Archaeology, 1979, 11/1, 75; Michael Morony, ‘’The Early Islamic Mining Boom’’, Journal of the Economic and Social History of the Orient, 2019, 62/1, s.169, 195, 199, 203, 205, 206. ↩︎
- İran coğrafyasının ve kültürünün İslam metalürjisine katkılarını detaylıca incelemek için, James W. Allan, Persian Metal Technology, 700–1500 AD., Oxford: Ashmolean Museum, 1979. ↩︎
- Morony, a.g.m , 173. ↩︎
- Abdülhalik Bakır, “Orta çağ İslâm Dünyasında Madenler ve Maden Sanayi”, BELLETEN, 1997; 61/233, 520. ↩︎
- Bakır, a.g.m , 522. ↩︎
- Morony, a.g.m , 174. ↩︎
- Morony, a.g.m , 180-181; Ahmad Y. al-Hassan, Donald R. Hill, Islamic Technology: An Illustrated History, Cambridge University Press, 1986, 233. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 526, Morony, a.g.m ,182. ↩︎
- Morony, a.g.m , 180-181. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 233. ↩︎
- Morony, a.g.m, 183. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 523, Morony, a.g.m, 184. ↩︎
- Morony, a.g.m, 187. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 528. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 530. ↩︎
- Morony, a.g.m, 190 ↩︎
- Morony, a.g.m, 191. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 530, Morony, a.g.m, 194. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 536. ↩︎
- Morony, a.g.m, 197. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 536. ↩︎
- Morony, a.g.m, 198-201. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 537, Morony, a.g.m, 202-203. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 537 ↩︎
- Bakır, a.g.m, 537, Morony, a.g.m, 202. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 537. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 538. ↩︎
- Morony, a.g.m, 209-211. ↩︎
- Morony, a.g.m, 168 (İspanya). , Bakır, a.g.m, 538, Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234, Bakır, a.g.m, 539. ↩︎
- Morony, a.g.m, 211. ↩︎
- Craddock, a.g.m, 73-74. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234, Morony, a.g.m, 204. ↩︎
- Morony, a.g.m, 208. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 234. ↩︎
- Morony, a.g.m, 204, Bakır, a.g.m, 533. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 533-34 Morony, a.g.m, 208-209. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 533. ↩︎
- Morony, a.g.m, 204-206. ↩︎
- Morony, a.g.m, 208. ↩︎
- Bakır, a.g.m, 534. ↩︎
- A. Rahman Zaky, “Centres Of Islamic Sword Making In Middle Ages’’, Bulletin de l’Institut d’Egypte, 1955-1956, 38/1, 285. ↩︎
- Alan Williams, ‘’A Note on Liquid Iron in Medieval Europe’’, AMBIX, 56/1, 2009, 68-69. ↩︎
- Seyyed Hossein Nasr, Science and Civilization in Islam, KAZI Publications, 2001, 269-271. ↩︎
- Zaky. a.g.m., 38/1, 288-290 ↩︎
- Zaky. a.g.m., 38/1, 285-286. ↩︎
- Zaky, a.g.m., 38/1, 285; İbrahim Duman, ‘’Ortaçağ İranı’nda Bir Silâh ve Çelik Üretim Merkezi: Çâhek’’, XIX. Türk Tarih Kongresi (3-7 Ekim 2022) Bildiriler Kitabı, II. Cilt, Ankara, 2024, 455. ↩︎
- A. Rahman Zaky, ‘’Islamic Swords In Middle Ages’’, Bulletin de l’Institut d’Egypte, 1953-54, 36/2, 366-367; Al-Hassan, Hill, a.g.e, 253. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 252; Duman, a.g.m., 455. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 252-253. ↩︎
- Mattias Karlsson, ‘’Iron and steel technology in Hispano-Arabic and early Castilian written sources’’, Gladius, 20/1, 2000, 240. ↩︎
- Williams, a.g.m., 72. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e,, 235-246. ↩︎
- Zaky a.g.m., 36/2, 367. ↩︎
- Zaky a.g.m., 36/2, 368. ↩︎
- Zaky a.g.m, 36/2, 370-71. ↩︎
- Zaky a.g.m, 36/2, 372-73. ↩︎
- Nasr, a.g.e., 269-270. ↩︎
- Hassan, A. Y., “Iron and Steel Technology in Medieval Arabic Sources”. Journal for the History of Arabic Science 2: 31-52. ‘’Jawhar’’ın oluşumuna ve saflık derecesinin belirlenmesine dair daha detaylı bilgiler Biruni’nin Kitâbü’l-Cemâhir fî maʿrifeti’l-cevâhir adlı eserinde mevcuttur. Desen oluşumu ve ‘’jawhar’’ın belirlenmesi Biruni tarafından ‘’iki bileşenin birbirine tam olarak karışmamasından kaynaklandığını’’ ifade etmekteydi. ‘’Narmahin’’ denen yumuşak demir ve onun ‘’suyunun’’ (ki bu su veya sıvı, safsızlıklardan arındırıldığında ortaya çıkıyor) birbirlerine tam olarak karışmamasından kaynaklandığını ifade etmektedir. ↩︎
- Williams, a.g.m., 73, Al-Hassan, Hill, a.g.e, 256-258, Bu metottaki verim pota çeliği veya yüksek fırında kullanılan karbürize verimine göre oldukça düşük kalmaktaydı. ↩︎
- Mattias Karlsson, a.g.m., 249; Donald R. Hill, Islamic Science and Engineering, Edinburg University Press, 217-218. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 253. ↩︎
- Al-Hassan, Hill, a.g.e, 254. ↩︎
- Zaky, a.g.m., 36/1, 290-91. ↩︎
- Zaky, a.g.m., 36/1, 290-91. ↩︎
- Zaky, a.g.m., 36/1, 293. ↩︎
- Zaky. a.g.m., 38/1, 294. ↩︎
- Zaky. a.g.m., 38/1, 295. ↩︎
- Ann Ferubach, Dafyyd G., ‘’Early Islamic manufacture of crucible steel at Merv, Turkmenistan’’, Archaelogy Intrernational, 3(1) , 1999, 37.; Ann Feuerbach, “Crucible Steel in Central Asia: Production, Use, and Origins”, London, University College London Institute of Archaeology, Doktora Tezi, 31-33. ↩︎
- Ann Ferubach, Dafyyd G., a.g.m., 37. ↩︎
- Duman, a.g.m., 458-459. ↩︎
- Duman, a.g.m., 460. ↩︎
- Elizabeth Brite Baker v. dğr., “Abu Muslim Qala: An Iron-Production Site along Central Asia’s Medieval North–South Trade Routes.” Antiquity, 2021, 95/383, 7. ↩︎
- Baker, a.g.m., 7. ↩︎

Yorum bırakın