Etienne de La Boétie ve Gönüllü Kulluk

Kısaca Hayatı

Etienne de La Boétie, 1 Kasım 1530 tarihinde Fransa’nın küçük bir kenti olan Sarlat’da doğmuştur. Soylulaştırılmış burjuva kökenli olan La Boétie, Orléans Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi görmüştür. 1553 yılında mezun olan La Boétie, bir yıl sonra Bordeaux Parlamentosu’nda danışmanlık görevine başlamıştır. 1557 yılında kendisi gibi danışman olan Montaigne ile tanışmıştır. Daha 33 yaşına basmadan, 14 Ağustos 1563’te Germignan kasabasında ölmüştür. 

Montaigne, Denemeler eserinin “Dostluk Üzerine” adlı bölümünde La Boétie’den bahsetmiş ve ölümünden dolayı duyduğu acıyı anlatmıştır. La Boétie’nin Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev eserinin, özellikle Saint-Barthélemy Katliamı sonrasında Monarkomak denilen ve tiranın öldürülmesinin meşru olduğunu söyleyen Protestanlar tarafından kullanılması ve La Boétie’nin de bir Monarkomak olarak nitelendirilmesi üzerine Montaigne, arkadaşını korumak için onun bu eseri “araştırma amacıyla çocukluğunda yazdığını” söylemiştir.1

Gönüllü Kölelik Nedir?

Öncelikle La Boétie için herhangi bir iyi yönetim olmadığıyla başlayalım. Ona göre monarşi, demokrasi veya aristokrasi; hangi yönetim olursa olsun, insanlar bu yönetimlerin altında özgürlüklerini kaybederler ve bu yönetimlerin hepsinde tirana bağlıdırlar; tiranlara da güvenilemeyeceği için “İnsanın ne kadar efendisi olursa insan o kadar kez daha mutsuz olur.” 2

La Boétie’ye göre üç çeşit tiran vardır: Yönetime seçimle gelen, yönetimi silah zoruyla ele geçiren ve soyu vesilesiyle yönetimi miras alan.3 Her birinin kendine has kötülüğü vardır: “Seçimle gelmiş olanlar uyruklara sanki onlar uysallaştırılacak boğalarmış gibi davranırlar; fatihler uyruklarına karşı tıpkı avlarının üzerindeki gibi haklara sahip olduklarını düşünürler; mirasçılar ise uyrukları doğal köleleriymişçesine kullanırlar.”4 Kısacası La Boétie, iyi-kötü yönetim ve yönetici ayrımı yapmaz; onun dert edindiği şey direkt olarak siyasal iktidardır.

İnsanın “zoon politikon” olduğu görüşünü benimsemez. Ona göre insan, doğal halinde siyasal bir hayvan değildir.5 İnsanların doğal halinin özgür olduğunu söyleyen La Boétie, siyasal ilişkilerin başlaması ve gelişmesiyle birlikte özgürlüğünü kaybettiğini belirtmiştir. Bu açıdan çağdaşlarının tersine, devletin bir gereklilik olduğu düşüncesinde değildir. Aynı zamanda eşitliğe de değinir. Doğa, bizi “…bir tek dökme kalıptan çıkmışçasına, aynı biçimde yapmıştır.” Ancak doğa bazı insanlara çeşitli üstünlükler sağlamıştır. Ancak La Boétie’ye göre bu durum insanların birbirini ezmesi için değil, “kardeşçe bir sevgiyi gerçekleştirmek” içindir.6

Peki insanlar neden bile isteye köle olurlar? La Boétie’ye göre “İnsanlar çoğu kez aldatılma ile özgürlüklerini kaybederler; bu durumda başkaları tarafından kandırılmaktan çok kendi kendilerini aldatırlar.”7 La Boétie, “Eğer iki, üç ya da dört kişi birlikte tek bir kişiye karşı kendilerini koruyamıyorlarsa, bu acayiptir ama yine de olasıdır. Bunun, yürekliliğin yoksunluğundan olduğu söylenebilir. Fakat yüz kişi, bin kişi tek bir kişiye katlanıyorsa, bu insanlar ona karşı çıkmak istemiyorlar, kendilerini bunu yapmaktan alıkoyuyorlar demek gerekmez mi?”8 diyerek korkaklığı sebepler arasından çıkarır. Çünkü “…her erdemsizliğin daha ileriye gidemeyeceği doğal bir sınır vardır.”9 Bu konuda çok açık konuşur, insanları hayvandan daha aşağı konuma indirir. Hayvanların özgürlükleri için son ana kadar çabaladıklarını örnekledikten sonra şöyle söyler: “…insanlara hizmet etsinler diye yaratılmış olan hayvanlar bile karşıt arzularını belirtmeden hizmet görmeye alışamaz.” 10

Nedenine gelecek olursak, insanların bu duruma düşmesinin sebebi -kendi alçaklıklarının dışında- tiranlardır. Görenekler ve eğitim, insanları kul olmaya iten sebepler arasındadır.11 Tiran, insanları uysallaştırmak için çeşitli araçlar kullanır. “Tiyatrolar, oyunlar, gösteriler, acayip hayvanlar, ödüller, kumar masaları ve diğer uyuşturucular eski halklar için kulluklaşmanın yemi, özgürlüğü yitirmenin bedeli, tiranlığın araçlarıdır.”12 Tiran, uyruklarını kendisine bağlamak ve olası tepkileri bertaraf etmek için hem bu tür eğlenceleri kullanır, hem de verdiği eğitimle birlikte her geçen nesli özgürlüğe yabancılaştırarak kendisine bağlar. Halktan kepçeyle aldığını kaşıkla vererek onu kendisine muhtaç eder, ama aynı zamanda onları çok düşünüyormuş gibi davranarak bir “baba” imajı yaratır. Aynı zamanda kendisine tanrısal özellikler yükleyerek halkın gözünde yerini iyice yükseltir.13 Dokunarak hastaları iyileştirmesi gibi ilahi performanslar, kralın mutlakiyetini artırmak yolunda bir araçtır.14 IX. Charles’ın 1569’da iki bin kişiye “dokunması” da bu sebeptendir.15

Tiranın çevresinde ondan çıkar sağlayan ve bunun karşılığında hizmet ve bağlılığını sunan ve “tüm ülkeyi kulluk altında tutan hep dört ya da beş kişidir.” Bu birkaç kişinin de “çıkar sağladıkları altı yüz kişisi vardır. Altı kişi tirana ne yapıyorlarsa, bu altı yüz kişi de altı kişiye aynı biçimde davranır. Bu altı yüz kişi, buyrukları altında altı bin kişiyi tutar.”16 diye devam ederek bu çıkar ilişkisinin milyonları bağladığını söyler La Boétie. Böylelikle tiran, emri altına her biri en tepedeki gibi davranan “küçük tiranlar” yaratmış olur. Bu nedenle halk, tirana ve içinde bulunduğu sisteme tepki göstermez, çünkü kendisi de bu piramitin içinde bir menfaat ilişkisi içerisindedir.17

İşte bu eğitim, eğlence, görenekler, yardımlar, hepsi bahsettiği yozlaşmış milyonları bir arada tutmak için kullanılır. La Boétie’nin bu yönde düşünceleri “ideoloji”, “egemenlik”, Althusser’in “devletin ideolojik aygıtları” ve Gramsci’nin “hegemonya” kavramlarını çağrıştırır. Gramsci’ye göre “devlet = diktatorya + hegemonya”dır. Devlet, sahip olduğu caydırıcı baskı güçlerinin yanı sıra, egemenliğini pekiştirmek için özellikle eğitimi kullanır; bu eğitim tiranın ve onun temsil ettiği şeyin, yani ideolojisinin yansımasıdır ve halkı uyutmaktan ve tiranın/devletin ömrünü uzatmaktan başka bir işe yaramaz. Bu eğitim, “devletin ideolojik aygıtı”dır. Althusser’e göre okullarda eğitim, egemen ideolojinin devamını sağlayacak şekilde verilir.18 Bu nedenle Althusser, Öğrenimsel Aygıt’ı en önemli aygıt olarak belirtmiştir. Çünkü sessiz sedasız, göze çarpmayan bir şekilde bireyleri daha çocukken kendi bünyesine dahil ederek eğitir ve sisteme yönetici/yönetilen, sömüren/sömürülen olarak dahil eder.19 Bu açıdan Okul’un, Kilise’nin yerini aldığını belirtmiştir.20

Verilen eğitimle birlikte toplum da tiranın istediği yönde dönüşür. Çünkü bahsettiği “küçük tiranlık”, toplumsal hayata da yansır; yani bu yozlaşmayı sadece iktidara hizmet veya siyasi ilişkiler olarak sınırlandırmamak gerekir. Böylece tirandan gelen kötülük toplumun çoğuna yayılarak belirsizleşir, kötülüğün kaynağı olan tiranı güvende tutar. Burada da Foucault’nun gücün dağılması ve belirsizleşmesi fikrini görürüz. Bunu La Boétie de şu sözlerle belirtir: “Doğal olarak halk, katlandığı acıdan dolayı tiranı değil, fakat kendini yönetenleri suçlar.”21  

Peki tirandan kurtulmak için ne yapmalı? La Boétie tirandan kurtulmak için savaşmaya bile gerek duymaz. Ona göre halk tirana kulluk etmeyi bıraktığında, tiran da yok olur: “Üstelik bu yalnız olan tirana karşı koymak, onunla savaşmak gerekmez bile. Ülke ona kulluk etmemeye karar versin bir kere, tiran kendiliğinden yok olup gider.”22 “Eğer onlara hiçbir şey verilmezse, onlara hiçbir şekilde boyun eğilmezse, savaşıp vuruşmaya gerek olmadan tiranlar çıplak ve zayıf kalır; artık onlar hiçbir şey değildir; ya da tıpkı su ve besi bulamayıp kuru ve ölü bir dal durumuna dönüşen bir kök gibidir.”23 Böylelikle La Boétie, bir sivil itaatsizliği öngörür. Böylesi bir sivil itaatsizlik, tirandan gelen ve toplumun her yanına dağılarak küçük tiranlar yaratan bu gücü alaşağı edecektir. Yani tiran aslında güçsüzdür; onu güçlü yapan şey, toplumun kendisidir. Tiranı desteklemediğinizde “…altından kaidesi çekilmiş bir Colosse gibi tüm ağırlığıyla düşüp parçalandığını göreceksiniz.”24 Ancak La Boétie için sadece bu da yetmez, halka yol göstermesi gereken aydınlara da ihtiyaç vardır. Bu aydınlar “özgürlük yeryüzünde tümüyle yok olsa bile, özgürlüğü düşleyerek, hissederek ve hâlâ onun tadını duyumsayarak kölelikten -ki bu süslenip püslense de yine- en ufak bir tad alamazlar.”25 Böylece La Boétie, aydınlara da sorumluluk yükler. Çünkü halktan umudunu kesmiştir.

La Boétie’ye belki halkı fazla aşağılamasından ve ondan umudunu kesmesinden, belki de tiranların cezasını öte dünyaya bırakmasından dolayı eleştiri getirilebilir. Ancak eserin 16. yüzyılda yazıldığını göz önünde bulundurursak, oldukça cesur bir metin olduğunu söyleyebiliriz. Çağdaşlarının yaptığı gibi siyasete yönetenlerin değil, yönetilenlerin açısından bakması dikkat çekicidir.

Son olarak kitabın belki de en vurucu yerinden alıntı yapmak istiyorum:

“Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en par­lak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına se­yirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamları­nıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan, yani öylesine yücelttiğiniz, uğrunda cesa­retle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmedi­ğiniz o kişiden geliyor. Size böylesine hakim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve herhangi bir in­sandan daha başka bir şeye sahip de değil. Yalnızca siz­den fazla bir şeyi var: O da sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözet­lediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabili­yor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bun­ları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı ol­masanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmese­niz o ne yapabilir?”26

  1. Montaigne, Denemeler, Cilt 1, Cem Yayınevi, Çev.: Hüsen Portakal, 2. Basım, Haziran 2008, s. 277; Mehmet Ali Ağaoğulları (Ed.), Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, İletişim Yayınları, 3. Baskı, 2012, İstanbul, s. 382-383. ↩︎
  2. Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, Çev.: Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, İmge Kitabevi Yayınları, 3. Baskı, Kasım 2011, Ankara, s. 18. ↩︎
  3. La Boétie, a.g.e., s. 30. ↩︎
  4. La Boétie, a.g.e., s. 31. ↩︎
  5. Ağaoğulları, a.g.e., s. 380. ↩︎
  6. La Boétie, a.g.e., s. 27. ↩︎
  7. La Boétie, a.g.e., s. 32. ↩︎
  8. La Boétie, a.g.e., s. 20. ↩︎
  9. La Boétie, a.g.e., s. 21. ↩︎
  10. La Boétie, a.g.e., s. 30. ↩︎
  11. La Boétie, a.g.e., s. 38. ↩︎
  12. La Boétie, a.g.e., s. 44. ↩︎
  13. La Boétie, a.g.e., s. 48. ↩︎
  14. Jürgen Pieters, and Alexander Roose, “The Art of Saying ‘No’.: Premonitions of Foucault’s ‘Governmentality’ in Etienne de La Boétie’s Discours de La Servitude Volontaire”, Mystifying the Monarch: Studies on Discourse, Power and History, edited by Jeroen Deploige and Gita Deneckere, Amsterdam University Press, 2006, pp. 79-98, JSTOR, http://www.jstor.org/stable/j.ctt46mz50.9. Accessed 26 Apr. 2025, s. 88. ↩︎
  15. Pieters and Roose, a.g.e., s. 89. ↩︎
  16. La Boétie, a.g.e., s. 52. ↩︎
  17. Ayferi Göze, “Onaltıncı Yüzyıl Düşünürlerinde Baskıya Karşı Direnme”, Journal of Istanbul University Law Faculty, vol. 34, no. 1-4, 2011 (1968), pp. 243-77, s. 252. ↩︎
  18. Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, İthaki Yayınları, Çev.: Alp Tümertekin, 4. Baskı, Şubat 2010, İstanbul, s. 159. ↩︎
  19. Althusser, a.g.e., s. 179-180. ↩︎
  20. Althusser, a.g.e., s. 178. ↩︎
  21. La Boétie, a.g.e., s. 61. ↩︎
  22. La Boétie, a.g.e., s. 22. ↩︎
  23. La Boétie, a.g.e., s. 24. ↩︎
  24. La Boétie, a.g.e., s. 26. ↩︎
  25. La Boétie, a.g.e., s. 39. ↩︎
  26. La Boétie, a.g.e., s. 25. ↩︎


Yorum bırakın