16. yüzyıl Avrupa’da mutlakıyetçi rejimlerin düşünsel temellerinin atıldığı ve uygulanmaya başlandığı dönemdir. İngiltere’de Tudorların yönetimi, Fransa’da XI. Louis ve İspanya’da Isabel ve Ferdinand’ın yönetimiyle birlikte krallık otoriteleri güçlenmeye başlamıştır. Artan merkezi yönetimin başka ihtiyaçları da vardır: merkezi ordu, sürekli vergi, bürokrasi gibi. Bu süreçte de halkın itaati sağlanır, çünkü krallığın sürekli güçlenmesi gerekir.1 Örneğin Fransa’da din savaşlarının bir sonucu olarak, krallığın idari, hukuki ve mali otoritesi güçlendi.2 I. François (hsd. 1515-1547), din adamı atama yetkisini Kilise’den alarak kraliyete verdi. Aynı zamanda bürokrasi ağını da genişleterek eyaletlerde daha fazla memur görevlendirdi.3 Böylece kralın yetkisi ve gücü ülkenin dört bir yanına yayıldı.
İngiltere’de Güller Savaşı’ndan galip gelerek tahta çıkan VII. Henry (hsd. 1485-1509), koyduğu gümrük vergileri ve sattığı tekeller ile kraliyeti maddi olarak güçlendirdi. Aynı zamanda çıkardığı yasalarla istediği kişiyi suçlu ilan edebilmesi ve malına el koyabilmesi, yine krallığın güçlendirilmesi yolunda atılan adımdır.4 VII. Henry’nin saltanatının son on iki yılında (1497-1509 arasında) Parlamento sadece bir kere toplanmıştır.5 Oğlu VIII. Henry (hsd. 1509-1547) döneminde ise, Katolik Kilisesi ile yollar ayrılmış ve Kilise’nin elindeki topraklara el konularak satılmıştır. Bu durum krallığı hem idari hem mali olarak güçlendirmiştir.6 Yine VIII. Henry döneminde dokuz ayrı hainlik yasası çıkarılmıştır.7
I. Elizabeth (hsd. 1558-1603) döneminde 1559 yılında Act of Supremacy (Üstünlük Yasası) ve Act of Uniformity (Birörneklik Yasası) çıkarılmıştır. Act of Supremacy ile Kraliçe, İngiltere Kilisesi’nin yöneticisi olarak kabul edilmiş; Act of Uniformity ile de vatandaşlara dini görevlerinde Common Prayer Book (Ortak Dua Kitabı) kullanma zorunluluğu getirmiş ve halka açık ibadeti zorunlu kılmıştır.8 Kadın hükümdarlara cinsiyetinden ötürü bakış açısının kötü olması sebebiyle, I. Elizabeth’in otoritesinin sağlamlaştırılması için hem ülkesiyle evli “Bakire Kraliçe” imgesi hem de “kralın iki bedeni” teorisi kullanılmıştır. Bu teori, doğal beden (body natural) ve politik beden (body politic) ayrımı yaparak hükümdarın zayıflıklarını -ki buna kadın olduğu için doğuştan geldiğine inanılan zayıflıklar da dahil- önemsiz hale getirir. Çünkü hükümdar tahta çıktığı anda doğal bedeni ile politik bedeni birleşir ve bu politik beden hem sonsuz hem de mükemmeldir.9 Bu düşünce aynı zamanda iktidarın kutsallığını da sağlar, çünkü politik beden Tanrı’nın takdiriyle vardır. Monarşinin güçlenmesi için ise kralın yetkilerinin sorgulanamazlığının sağlanması mecburidir; bu sebeple kral, meşruiyetini Tanrı’dan alır.
William Tyndale
16. yüzyılda yazılmış bazı eserlerden örnek vermek gerekirse, William Tyndale (1490/94-1536) The Obedience of a Christian Man (1528) adlı eserinde şöyle der: “Kralın bu dünyada yasası yoktur ve istediği gibi iyilik ve kötülük yapabilir ve sadece Tanrı’ya hesap verecektir.”10
William Tyndale, çocukların büyüklere ve kadınların kocalarına itaat etmelerini; hatta kadınların zayıf ve kontrolsüz karakterinden ötürü kocasının emirlerine uyması gerektiğini, kocasının emirlerini Tanrı’nın emirleri gibi yerine getirmesini ve karşı çıkarsa Tanrı’ya karşı çıkmış olacağını11 söyledikten sonra krallara itaat kısmına geçer. Böylece krallara itaatin doğal zemini hazırlanmış olur. Aynı durum krallara itaat için de geçerlidir: Krala karşı çıkan, Tanrı’ya karşı çıkmış olur.12 Kralın Tanrı’nın yardımcısı/temsilcisi olduğunu ve herkesin -din adamları da dahil- onun sözüne uymasını gerektiğini belirtmiştir.13 Bu açıdan Papa’ya karşıt bir söylemdir ve kralı Kilise’den bağımsızlaştırarak güçlendirme amacı taşır. Krallıkların merkezileşmesi, yönetimin -her ne kadar meşruiyetini Tanrı’dan alsa da- dünyevileşmesi anlamına da geldiğinden bu söylem tam da dönemin kralı VIII. Henry’nin ihtiyacı olan şeydir. Egemenliğini Papa’dan bağımsız ve onun üstünde kurmak zorundadır.14 Zaten kitabı “Bu kitap benim ve bütün kralların okuması gereken bir kitaptır.” diye övdüğü söylenir.15
Richard Hooker ve Hadrian Saravia
Richard Hooker (1554?-1600) Laws of Ecclesiastical Polity (1593) adlı eserinde kralların otoritelerini ilk olarak halktan aldıklarını ve ilahi kanunların yanında pozitif hukuka da bağlı olduklarını söylemiştir.16 Ancak insanın güçsüzlüğü, yönetimi zorunlu kılmıştır.17 Otorite halktan alındığına göre kralların yönetiminin meşru olması için ya halkın rızasını ya da Tanrı’nın yetkisini almalıdır.18 Halkın rızasını ve İngiltere’de Parlamento’nun yasa yapma konusundaki işlevini öncelemesi bakımından ılımlı monarşi savunucusu diyebiliriz. Ancak arkadaşı Hadrian Saravia (1532-1612) bunun tam tersini savunmuştur. De imperandi authoritate et Christana obedienta (1593) adlı eserinde Hooker’ın otoritenin halktan geldiği fikrini reddeder. Ona göre insanlar özgür doğmamışlardır, çünkü “Doğa yasasına göre çocuk, babasının otoritesine bağlıdır.”19 Hükümdarlar otoritelerini Tanrı’dan alırlar ve insanların yasalarına bağlı değillerdir.20 İnsanların iyiliği için gerekli gördüğü bu otoriteye karşı direnme hakkı tanımaz; uyruklar hükümdardan ne gelirse gelsin katlanmak zorundadır.21 Yine Hooker’a zıt bir biçimde Parlamento’yu kralın emriyle işleyen bir danışma organına indirgemiştir.22
Jean Ferrault
Fransa’dan örnek verelim: Jean Ferrault. Insignia peculiaria Christianissimi Francorum regni (1520) yapıtını 1509 veya 1510’da yazmış ve XII. Louis’ye adamıştır. Eserinde kral için, kilise hukukuna dayandırdığı yirmi ayrıcalık sıralamıştır.23 Eseri yazma sebebini ise “kralın uyruklarının krala borçlu oldukları itaatinin farkında olmaları ve kralı, onun haklı mücadelesinde sürekli desteklemeleri” olarak belirtmiştir.24 Ancak bunu yaparken William Tyndale gibi kilise karşıtı bir söyleme girişmemiştir. Tam tersine, kilise ile kralı bağdaştırmaya çalışmıştır. Kralı kilisenin Fransa’daki temsilcisi olarak görmüştür. Ancak bunu yaparkenki amacı -görüşüyle pek uyuşmayan bir şekilde- kralı kilise karşısında güçlendirmektir.25 Kralın üzerinde hiçbir dünyevi gücün bulunmadığını söylemiştir.26 Bu görüşü takiben 1538’de Charles de Grassaille Regalium Franciae libri duo ve 1546’da Barthélémy de Chasseneuz Catologus gloriae Mundi eserlerini yazıp Ferrault’un yirmi olarak belirttiği ayrıcalık listesini genişletmişlerdir.27
Claude de Seyssel
Fransa’dan bir başka isim, Claude de Seyssel (1458-1520) de monarşinin aristokrasiye nazaran daha işlevsel olduğunu, bu güçlü ve tek iradenin çatışmaları ve saldırıları önleyebileceğini savunmuştur.28 Etkili yönetim için kralı sınırlayan üç unsur ortaya atmıştır: la religion, la justice, la police. Dinin kralı tiranlıktan alıkoyacağını, aynı zamanda da halkın krala itaatinin sağlanacağını; adaletin parlementler yoluyla kralın mutlak gücünü kısıtlayacağını söylemiştir. La police kavramıyla da kralların zamanla kullanılarak alışılagelen emir ve uygulamalarını kastetmiştir.29 Ancak tüm gücün krallardan geldiğini, çünkü bu denetleyen kurumların da krallık otoritesi ile kurulduğunun altını çizmiştir.30
Jean Bodin
Jean Bodin’in (1530-1596) Six Livres de la république (1576) eserinde egemenlik kavramını tanımlayıp hukuksal bir zemin oluşturması, gelişen mutlak monarşilerin düşünsel temelini oluşturmuştur. Egemenliğin yükümlülük, koşul ve süre tanımayacağını, bunlara bağlı olan bir gücün egemenlik değil yetki olduğunu savunmuştur.31 Bodin’e göre egemenlik hükümdara Tanrı tarafından verilir ve insanların itaat etmesi Tanrı’nın buyruğudur.32 Eğer uyrukları hükümdara itaat etmezse, Tanrı’ya itaat etmemiş olurlar.33 Ancak Tanrı’nın kurallarından hükümdarların muaf olmadığını ve uyruklarının malına kastetmemesi gerektiğini de eklemiştir.34 Bu anlamda teorisindeki hükümdarlığın bir tiranlık olmadığını belirtse de; Bodin’e göre, hükümdar ne kadar kötü olursa olsun ona karşı çıkılmamalıdır. Bir şey yapmak yerine kaçmayı ve hatta ölüme razı gelmeyi tavsiye etmiştir.35
Bodin de hükümdarı baba figürüyle ve devleti de aileyle özdeşleştirme yoluna gitmiştir; baba nasıl aile üyeleri üzerinde mutlak güce sahipse, kral da aynı şekilde uyrukları üzerinde mutlak egemenliğe sahiptir.36 Bu egemenlik “mutlak”, “sürekli” ve “bölünmez” bir güçtür.37
Niccolò Machiavelli
İtalya’dan inceleyeceğimiz örnek Machiavelli (1469-1527). 1513’te yazdığı On Principalities (Prenslikler Üzerine) kitabıyla kendi siyaset görüşünü anlatır. Kitabında hükümdarlığın ne olduğunu, nasıl ele geçirilip elde tutulabileceğini, hükümdarın neler yapması ve nasıl birisi olması gerektiğini anlatmıştır. Machiavelli’nin yaşadığı dönemde düzelmesini istediği şey İtalya’nın parçalanmışlığıydı. Prens’i, İtalya’daki siyasi birliğin sağlanması için kısa bir reçete olarak görmemiz gerekir. Birliğin kurulması hızlı ve etkili bir karar mekanizması ile sağlanabilir; bu ise ancak gücü elinde toplamış bir hükümdar ile mümkündür. Bu hükümdar sevilen biri olmaktansa korkulan birisi olmalıdır38, çünkü insanlar “nankör, değişken, içten pazarlıklı, riyakâr, korkak ve çıkarcıdırlar”39 ve “iyi olmalarını gerektiren bir zorunluluk yoksa, kötü insanlar olarak karşımıza çıkarlar”.40 Hükümdar gerektiğinde aslan, gerektiğinde de tilki olmayı bilmelidir, çünkü “tuzaklardan korunmak için tilki, kurtlara karşı koyabilmek için aslan olmak gerekli.”41 “…kalabalıklar görünüşe aldanır ve başarıya bakar”42 diyen Machiavelli için aslında ne yapıldığından çok, dışarıya nasıl gösterildiği önemlidir. Hükümdar “iyi olmamayı ve iyiliği yerine göre kullanmayı kullanmayı” öğrenmelidir.43 Skinner’ın ifadesiyle “Buradaki asıl mesele, şeytani bir yolla davranmak zorunda kalırken şeytani bir görüntü vermemeyi başarmaktır.”44 Hükümdar halkın devlete ihtiyaç duymasını sağlamalıdır, böylece “halk sürekli onun eline bakar”45
Fortuna ve virtù kavramlarıyla insan eylemlerini ve sonuçlarını açıklayan Machiavelli, bunların yarısına yazgının, diğer yarısına da erdemin neden olduğunu savunur.46 Fortuna ile nesnel koşulları, virtù ile de öznel müdahaleleri belirten Machiavelli, virtù’yu ahlaki bir temele oturtmamıştır.47 Böylece siyaseti dinden bağımsız bir şekilde ele alarak seküler bir açıklama getirmiş ve Hristiyanlığın ahlak öğretisini de siyasetin merkezi olmaktan çıkarmıştır.48 Buna rağmen halkı bir arada tutması açısından dinin önemini vurgulamayı ihmal etmemiştir.49 Ona göre “…bir ülkenin yok olması için dinin önemsenmemesinden daha kötü bir alamet olamaz.”50 İyi bir yönetim için halkta Tanrı korkusunun olması gerekir.51 Ancak bu kısımda Papalık karşıtı söylemde bulunarak İtalya’nın “papalığın kötü örnek olması yüzünden tüm Tanrı korkusunu ve dini tamamen kaybetmiş” olduğunu, İtalya’nın içinde bulunduğu parçalanmış siyasi durumunun sebebinin de papalık olduğunu belirtmiştir.52
Machiavelli, Titus Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Konuşmalar eserinde -demokratik olmasa da- cumhuriyete daha yakın bir tablo çizer. Ancak buna rağmen siyaset düşüncesinin odağı halktan ziyade yine hükümdardır: Machiavelli’ye göre bir kentin ihtişama kavuşması için bir yasa koyucunun virtù’suna ihtiyacı vardır.53 “…erdem sahibi bir kanun yapıcı mutlak, kayıtsız şartsız gücü ele geçirmeye çabalamalıdır.”54
Özetle Machiavelli, hükümdarın güçlü olması gerektiğini, yeri geldiğinde iyi, yeri geldiğinde kötü davranmasını bilmesini ve ahlaki kaygıları devletin iyiliği söz konusu olduğunda bir kenara bırakması gerektiğini savunmuştur. Ancak ahlaki kaygıları bir kenara bırakmak tamamen ahlaksızlığa yol açmaz, buna engel olacak şey ise, hükümdarın virtù’sudur.55
- Jean Touchard, Siyasal Düşünceler Tarihi, Çev.: İsmail Yerguz, Islık Yayınları, 2. Baskı, Temmuz 2022, İstanbul, s. 251. ↩︎
- John Merriman, Rönesans’tan Bugüne Modern Avrupa Tarihi, Say Yayınları, Çev.: Şükrü Alpagut, 2018, İstanbul, s. 160. ↩︎
- Merriman, a.g.e., s. 161. ↩︎
- Merriman, a.g.e., s. 213-214. ↩︎
- Perry Anderson, Mutlakıyetçi Devletin Kökenleri, İletişim Yayınları, Çev.: Uygur Kocabaşoğlu, 2023, İstanbul, s.104. ↩︎
- Merriman, a.g.e., s. 215. ↩︎
- Anderson, a.g.e., s. 106. ↩︎
- Merriman, a.g.e., s. 219. ↩︎
- Stephen J. Greenblatt, John S. Morrill, “Elizabeth I”, Encyclopedia Britannica, 9 Apr. 2025, https://www.britannica.com/biography/Elizabeth-I. Accessed 12 May 2025. ↩︎
- Touchard, a.g.e., s. 252. ↩︎
- Thomas Russell (Ed.), The Works of the English Reformers: William Tyndale and John Frith, Vol. I, 1831, s. 206, archive.org, Accessed 18 April 2025. ↩︎
- Russell, a.g.e., s. 210. ↩︎
- Russell, a.g.e., s. 213. ↩︎
- David Daniell, William Tyndale: A Biography, Yale University Press, 1994, s. 243. ↩︎
- Daniell, a.g.e., s. 242. ↩︎
- J. P. Sommerville, “Richard Hooker, Hadrian Saravia, and the Advent of the Divine Right of Kings”, History of Political Thought, vol. 4, no. 2, 1983, pp. 229-45, JSTOR, http://www.jstor.org/stable/26212444. Accessed 12 May 2025, s. 230. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 231. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 232. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 238. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 239. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 240-241. ↩︎
- Sommerville, a.g.e., s. 241. ↩︎
- Touchard, a.g.e., s. 253. ↩︎
- Jacques Poujol, “Jean Ferrault on the King’s Privileges: A Study of the Medieval Sources of Renaissance Political Theory in France.” Studies in the Renaissance, vol. 5, 1958, pp. 15–26. JSTOR, https://doi.org/10.2307/2856971. Accessed 18 Apr. 2025, s. 17. ↩︎
- Poujol, a.g.e., s. 20. ↩︎
- Poujol, a.g.e., s. 21. ↩︎
- Touchard, a.g.e., s. 253; Poujol, a.g.e., s. 25. ↩︎
- Nannerl O. Keohane, “Claude de Seyssel and Sixteenth-Century Constitutionalism in France”, Nomos, vol. 20, 1979, pp. 47–83. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/24219126. Accessed 21 Apr. 2025, s. 59. ↩︎
- Keohane, a.g.e., s. 61-63. ↩︎
- Keohane, a.g.e., s. 63. ↩︎
- Jean Bodin, Egemenlik Üzerine, Timaş Yayınları, Çev.: Reha Kuldaşlı, Mayıs 2024, İstanbul, s. 42-43. ↩︎
- Bodin, a.g.e., s. 70. ↩︎
- Bodin, a.g.e., s. 83. ↩︎
- Bodin, a.g.e., s. 74-75. ↩︎
- Bodin, a.g.e., s. 155. ↩︎
- Serkan Ekiz, “Jean Bodin’in Siyaset Felsefesinde Devlet ve Egemenlik”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 22, Sayı: 2, 2020, 633-691, s. 652. ↩︎
- Mehmet Ali Ağaoğulları (Ed.), Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, İletişim Yayınları, 3. Baskı, 2012, İstanbul, s. 407-409. ↩︎
- Niccolo Machiavelli, Hükümdar, İBKY, Çev.: Necdet Adabağ, 21. Basım, Ocak 2021, İstanbul, s. 64. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 64. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 91. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 67. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 68. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 59. ↩︎
- Quentin Skinner, Machiavelli, Dost Kitabevi Yayınları, Çev.: Nursu Örge, Haziran 2017, Ankara, s. 71. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 40. ↩︎
- Machiavelli, Hükümdar, s. 94. ↩︎
- Ateş Uslu, Siyasal Düşüncelerin Toplumsal Tarihi, Cilt 2, Yordam Kitap, Ekim 2021, İstanbul, s. 95. ↩︎
- Ağaoğulları, a.g.e., s. 325. ↩︎
- Skinner, a.g.e., s. 101. ↩︎
- Niccolo Machiavelli, Siyaset Üzerine Konuşmalar, Dergâh Yayınları, Çev.: Hakan Zengin, 2. Baskı, Ekim 2017, İstanbul, s. 71. ↩︎
- Machiavelli, Konuşmalar, s. 72. ↩︎
- Machiavelli, Konuşmalar, s. 73. ↩︎
- Skinner, a.g.e., s. 105. ↩︎
- Niccolo Machiavelli, Konuşmalar, s. 60. ↩︎
- Ağaoğulları, a.g.e., s. 342. ↩︎

Yorum bırakın