Sanayi devrimi insanlık tarihinde yaşanmış olan sıçrama noktaları arasında bir dönüm noktası arz eder. Her ne kadar, tarihi süreç içerisinde sıçrama noktası veya alanları diyebileceğimiz süreçlerin ortak özellikleri kendinden önceki zamanlar için bir dönüm noktası teşkil etmeleri olsa da, Sanayi Devrimi’nin başlamasından sonraki süreçte bütün dünyada yaşanan gelişmeler bu devrimsel süreci insanlık tarihini diğer süreçleri veya olaylarından ayırmaktadır. Bu denli önemli olan bir olguyu başlatan nedenleri ele almak da bir o kadar değerlidir.
1-SANAYİ DEVRİMİNİ ORTAYA ÇIKARAN SEBEPLER
A – SİLAHLANMA
İngiltere 16. yüzyıla gelindiğinde Avrupa anakarasından bağımsız olacak şekilde Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun tehditlerinden uzak bir ekonomik istikrar alanı arayışı olarak yavaş yavaş bir deniz imparatorluğu haline gelmeye başlamıştı. Deniz ticaretini ele geçirmeye başlayan İngilizler en büyük rakipleri İspanyolların Armada’sını ortadan kaldırırken 16. yüzyılın başından kendini göstermeye başlayan demir-çelik endüstrileri ve buna bağlı olarak geliştirdikleri silah teknolojisindeki gelişmelere güvenmişti. Bu silah üretimi temelinde gelişen demir-çelik endüstrisi Sanayi Devrimi’ni ortaya çıkaran ara eleman ve tecrübeyi oluşturacaktı. Fakat tek sebep silahlanma temelinde gelişen bir sebep-sonuç ilişkisi değildi. Aynı tecrübeleri İsveç ve Fransa da yaşamasına rağmen İngiltere’nin gerçekleştirdiği sıçramayı başaramamıştı
B – SİYASAL DURUM
17. yüzyıl İngilizler için önemli olayların yaşanacağı süreçlere şahit olmuştur. Görkemli Devrim tarihçiler için önemli değişiklikleri göstermek açısından gayet isabetli bir özerklik ve liberal kanunların gelişiminin açıklaması olacaksa da daha önceki tarihlerde krallık tarafından tanınan haklar devrim sürecinde izlenecek yol veya devrim sonrasında yapılacak tartışmalarda bir yol göstermesi açısından önemlidir. İngiliz krallarının denizdeki faaliyetleri serbestleştirmesi adına çeşitli haklar tanıması daha önceden mevcuttu. Hollanda şehir devletleri ile olan mücadelede İngilizler daha serbest bir ticaret politikası takip etmişlerdi. Bununla beraber aslında Avrupa’ya nazaran daha erken bir tüzükleşme süreci ve tecrübesi, kanunlar temelinde gelişen bir yapıya ve teorik zeminde, haklarını elde etmek için çabalayabilecekleri bir temsil gücüne sahip olabildiklerine işaretti. Her ne kadar 16. ve 17. yüzyılda Hollandalılar İngilizlere göre daha liberal ve hatta daha potansiyelli olsa da sanayileşmeyi çok geç gerçekleştirebilmişti.
C – KÜLTÜREL FAKTÖRLER
15. yüzyılda İtalya’da başlayan ve 16. yüzyılda İtalya dışında yayılan yeni bilimin temelini oluşturacak pek çok farklı düşünce ve fikir akımları 17. yüzyılda tüm Avrupa’da hissedilecek bir yeni bilim, deney-gözlem ve bilim toplulukları-akademi akımına neden olacaktı. Tüm bu faktörler sayesinde bilimsel araştırmaların verimliliği artmış ve niteliği gelişmiştir. Bilimsel araştırmalar sayesinde elde edilen bilgiler pratik alanda pek çok teknolojik gelişmenin öncüsü olmuştur.
Tüm bu genel sebepler etrafında Avrupa’da farklı yerlerde sanayileşme ve makineleşme söz konusu olmuştur. Süreçler her coğrafyada farklı seyretmiş ve farklı faktörlerle hız kazanmış veya yavaşlamıştır fakat İngiltere diğer devletlere nazaran bunu çok daha önceden ve nizami (kanunlaştırma) bir şekilde gerçekleştirmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz nedenler arasında İngiltere’nin temel teşkil edecek politikalara sahip olması ve bundan da önemlisi sanayileşmenin önünü açacak nedenlerin hepsine sahip olması önemlidir. Konuyu İngiltere açısından incelemek daha ayrıntılı bilgi verecektir
2- SANAYİ DEVRİMİNİN ÖĞRETMENİ: İNGİLİZLER
A – KRALİYET DONANMASI: TEKNOLOJİK ZEMİN
Keşifler çağı sonrası anakaraya akan kaynak pek çok farklı alan için sermaye anlamına gelmekteydi. Tekstil endüstrisini domine etmeden çok önceleri İnebahtı Harbi arifesinde bile Akdeniz’e Baltık denizcileriyle beraber hücum etmişlerdi. Her şeyden önce tüccar ve ticaret atmosferini oluşturan İngiltere, tekstil endüstrisini domine etmesinden sonra daha düzenli bir sermaye akışına sahip olacaktı. İngiltere tarafından denize açılma ve bunu güvenli bir şekilde gerçekleştirebilme kabiliyeti aslında agresif bir denizciliğe dayanmaktaydı. Çok büyük olmayan ve etkili silahla donanmış gemiler Avrupa’daki herhangi bir donanma için yıpratıcı güç olmaktan çok daha öteye gidip üstünlük kurma olanağı sağlıyordu ki keşifler çağında yani 16. yüzyılın yarısıyla 17. yüzyılın ilk çeyreği arasında ve özellikle de pasifikte İngilizler’in İspanyollar ve Hollandalılardan sonra gelmesine rağmen Hindistan ve etrafında bütün yerel güçlerle ve özellikle kendilerine rakip olabilecek kolonyal güçlerle direk çatışıp, galebe çalabilmesinin birincil nedeni teknolojik gelişmeler ve deniz doktriniyle yakından alakalıydı.
B – YENİ DÜNYAYA YOLCULUK VE SERMAYEYE SAYGI
Amerika ve Hindistan’da etkin olmaya başladıktan sonra gelen kaynaklar yukarıda da bahsettiğimiz gibi İngiltere’nin içinde gelişen burjuvazi ve tüccar sınıfı için sağlam bir zemine dayalı girişimciliklerinin önünün açacaktı. Bu girişimcilik ve girişimciliği destekleyen yasal mevzuatlar ise Görkemli Devrim’le daha da genişlemiş ve Avrupa’da, özellikle Hollanda’ya nazaran, daha net bir hale bürünmüştür (net bir hale bürünmüştür dememizin sebebi Hollanda’nın da serbest bir pazar ve ekonomi anlayışına sahip olmasından kaynaklanmaktaydı fakat Görkemli Devrim bunu daha da resmileştirmiştir ve Meşruti Monarşi temelinde güvence altına alarak kraliyetin keyfi kararlarının önüne geçerek güvence sağlamıştır).
İngiltere’nin ada devleti olmasından dolayı bir nevi deniz ticaretine önem vermesi zorunluluk olarak görülebildi, bu dezavantajı avantaja çeviren İngiltere ayrıca çok geniş ve kara içlerine kadar giren kanal ağına sahipti böylece erken endüstrileşmede kanal kullanımını standart bir araç haline getirip ulaşım kolaylığını bütün tüccar ve endüstricilere sağlayabilmişti (bu gibi kolaylıkların standart, kolayca ulaşılabilir ve ucuz hale gelmesi gelişen sermaye için çok önemlidir; her ne kadar önüne gelen birikim sahibi iş kuramasa da en azından sermayenin bir alandan diğer alana taşınmasını bir nebze olsun kolaylaştırıyordu, bu 20. yüzyıl için çok önemli olmayabilir ama 16. yüzyıl için oldukça önemliydi).
C – KÖMÜR VE DEMİRİN KARDEŞLİĞİ
İngiltere özelinde sermaye akışından başka çok önemli olan bir diğer faktör de teknolojik gelişmeleri tetikleyen ihtiyaçlardı. İngiltere hem geniş hem de kaliteli bir kömür rezervine sahip olmasından dolayı oldukça fazla madene sahipti. Bu madenlerden çıkarılan kömürler hem demir endüstrisinde hem de sivil alanda yakıt olarak kullanılmaktaydı. Bununla beraber imparatorluk dökümhanesinin olduğu bölgelere demir yatakları da yer almaktaydı.
Demir endüstrisinin (özellikle silah endüstrisi) itici gücüyle genişleyen kömür üretimi beraberinde pek çok sorunu da doğurmuştu. Özellikle maden diplerinde biriken sular hem kömürün kalitesin etki etmekte hem de çıkarılmasını engellemekteydi. Thomas Newcomen’ın açık hava basıncı ve yoğuşma prensibi üzerine icat ettiği buhar makinesi sayesinde kömür madenleri daha verimli bir şekilde cevher kazabilmişlerdir. Newcomen’ın icadı kömür madenlerini fethetmekle kalmayacak demir endüstrisi için de -James Watt’ın çalışmalarıyla- önemli bir araç haline gelecekti.
Demir endüstrisi İngiltere için birincil ve hatta en temelde itici güç olmasına rağmen anakaraya düzenli gelir akışı erken zamanlarda, küreselde, özellikle Avrupa ve Osmanlı coğrafyasında domine ettikleri “yün-pamuklu” üretimine dayanmaktaydı. 18. yüzyıla gelene kadar bahsedilen pazarları ele geçiremese de önemli bir aktör olarak yer almıştı fakat 18. yüzyılın ortalarından sonra özellikle İngiltere’nin patent politikasının (Avrupa’ya nazaran daha liberal) bir ürünü olarak iki önemli icat hem bahsedilen coğrafyaları domine etmesini sağlayacak hem de Hindistan’ın verimsiz fakat sayıca çok endüstrisi karşısında -sömürgeleri olması dolayısıyla da- sermaye akışını sağlayacaktı; Uçan mekik ve eğirme makinesinin icadıyla üretim hız kazanacaktı (bu iki gelişmeyi Amerika’da Eli Whitney’in makinesi takip edecekti. İki önemli icat İngiltere için özellikle de orta sınıf için “sınıf atlama” olanağı sağlamıştı.
Bu gibi makinelerin buhar motorları geliştikçe daha da verimli hale geldiği düşünülürse aslında sanayi devrimi kendi oluşum süreci içerisinde hızını artırarak devam ettirmiştir. Bu hız tabii olarak verimliliği, beraberinde pek çok uyuşmazlığı ve sorunu da doğuracaktı.
3.AVRUPA’DA ORTAYA ÇIKMASI VE AVRUPA’DA DEVAM ETMESİNİN TEMEL NEDENİ
16. yüzyılda genel olarak tüm Avrupa’da kentlerin yükselişi ve taşranın zayıflaması söz konusudur. Hollanda, İtalya ve özellikle Kutsal Roma İmparatorluğu’ndaki kentler ve prenslikler, taşraları kendilerine bağımlı kılacak şekilde hızla büyümüşlerdi. Kentlerin 17. yüzyılda yükselmesinin önemli sebepleri vardı; öncelikle gelişimlerini 13. yüzyıla kadar dayandırabileceğimiz bir tüccar sınıfı Akdeniz’in batıdaki Hristiyanlar tarafından önemli bir ticaret büyümesiyle önemli bir güç haline gelmesiyle başlamıştı. Bununla beraber İtalya kentleri ve Fransa krallığı arasındaki mücadelede özellikle barut gücünün anlaşılması kentlerin savunma imkanını önemli ölçüde artırmıştı. Tüccarlar panayırların kalbi olan kentlerde toplanarak sadece ekonomik olarak değil gitgide siyasi bir etkiye de sahip olmaya başlamışlar ve “kent” olgusu kendisini güçlü bir şekilde göstermeye başlamıştı. Kentlerin bu temelde gelişen yükselişleri ve beraberinde daha özgürlükçü ve çoğulcu yapıları sayesinde kültürel araştırmalar ve faaliyetler için de kritik noktalar oluşturacaktı. Taşranın gerilemeye başlamasıyla köyden kentlere göç ucuz işgücü doğuracak ve akabinde sermaye birikimini tetikleyecekti. Kentlerin hem gelişimi besleyen hem de tetikleyen doğası Avrupa’daki pek çok krallığın veya imparatorluğun gücünü besleyecek bir hale gelecekti (bu kentler monarkların meşruiyeti için tehditkâr fakat monarkların gücü için gerekli unsurlar haline gelmişti). Kentlerin bu geçmişi sanayi devrimiyle birlikte daha da hızlanacak ve zaten artmakta olan hızlanma katlanarak devam edecekti bu ani hızlanma beraberinde daha fazla nüfus ve ihtiyacını tetikleyerek pek çok farklı teknolojik gelişmelerin önünü açacaktı. Fazla nüfus ve ucuz işgücü erken zamanlarda kalitesiz bir yaşamı işaret etmesine rağmen daha sonradan iyileşen koşullar ve yoğunluğun belli yerlerden taşıp çevrelere dağılmasıyla rahatlayacak ve gelişim tekrardan taşraya doğru taşacaktı. Sanayi devriminin doğasını teşkil eden aslında tek bir nedenden ziyade pek çok nedenin belli tarihlerde artarda gelmesi ve bunun belli olayları doğurmasından kaynaklanmaktaydı. Her ne kadar Avrupa genel olarak bilimsel araştırmaların ve akademilerin kalbi olsa da sanayi devrimi İngiltere’de başlayacak ve gücünü kaybetmeden devam edecekti. İngiltere’yi diğerlerinden ayıran önemli faktör de yukarıda bahsettiğimiz hem siyasal hem ekonomik hem sosyal pek çok koşulları karşılaması ve beraberinde birkaç kritik-önemli buluşla bu koşulları bir araya gelmesinden kaynaklanıyordu. Kesin tarih verilmese de önemli buluşların İngiltere’de ortaya çıkması hem başlangıcı oluşturması hem de neden orada ortaya çıktığını anlaşılmasını gerektirmektedir. Fransızlar ve Almanların da İngiltere’den çok da geri kalmayacak bir teknik altyapıya ve özellikle de Alman prensliklerinin siyasi durumuna rağmen bu bahsedilen coğrafyalar veya devletler her zaman İngilizlerin gelişiminin gerisinde yer almıştır (19.yy’ın ikinci yarısına kadar).

Yorum bırakın